elti

Durum: 317 - 0 - 0 - 0 - 03.10.2011 19:35

Puan: 2127 -

11 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 16

ceyiz

pazar sabahı yüksek sesli müzikle uyandığınızda anlarsınız ki bir kız daha gelin olacak, çeyizi gidecek. son yıllarda, apolloya verilen, sadece komşu evleri değil, bütün ilçeyi pazar sabahı ayağa kaldıran kötü müziklerle sevdiğimiz bir gelenek olmaktan çıktı. geçen pazar ise neredeyse beni ağlatan bir çeyize denk geldim. iki zurnacı, iki davulcuyla mütevazi, nezih bir kutlama yapıldı. ben yıllardır, halk oyunları yarışmaları hariç hiç bu kadar güzel çalan, zanaat saabi davulcu-zurnacıya denk gelmemiştim. bu müzik rahatsız etmek bir yana, hiç bitmesin dedirtti. trt'nin pazar konseri kadar nostaljikdi, canlı bir performansdı ve çok keyifliydi. evlenen çiftlere bugünü mü buldunuz değil, bir yastıkta kocayın inşallah dedirtti, zılgıt çaldırttı.

buradan çeyiz yapacaklara sesleniyorum: asla ses sistemi kurmayın, asla pavyondan çalgıcı getirmeyin, asla! sadece davul ve zurna olsun ama onlar da en iyilerinden olsun. o zaman kimse yeni evli çifte küfür etmez, sadece dua eder, saygı duyar.

okul önlerinde satılan antepe has yiyecekler

langir lingir

gerçek yaşamda duyulmuş bir diyalog:

- nişleyn?
- heeeç langır lingir
- heee bizde de eyle

abdulkadir konukoğlu

hayırsever bir insan lakin bunun bedelini zaman zaman ağır ödüyor. organ nakli için uçağını verdi yetmedi bir de gaziantep üniversitesi'nin toplumsal duyarlılık ödül töreninde bütün aile 4 saat tutuklu kaldılar. bir ödül töreni 4 saat sürmemeli, insanların zamanlarına saygı gösterilmeli, kaş yapayım derken göz çıkarılmamalı. ve törenin en iyi ve en samimi konuşmasını yapması şaşırtmadı. iç sesim, berna laçin sussun, abdülkadir konukoğlu konuşsun dedi:

- ilk ödülümü evlendiğimde, imzayı attığımda aldım :)), ikinci ödülüm babamın beni genel müdür yapmasıydı, üçüncü ödülüm gaziantep üniversitesi'nin verdiği doktorluk ünvanıydı, okumadan tabi :)), bu da dördüncü ödülüm...

atım depmez itim gapmaz deme

herkesin yaradılıştan birtakım sert huyları da vardır. bunlar eğitimle bir dereceye kadar yumuşatılabilir. size çok bağlı bulunan kişiler bile, bir zaman gelir, kendilerini tutamaz, sizi incitirler.


aksoy, ömer asım (1995). atasözleri ve deyimler sözlüğü 2 deyimler sözlüğü. istanbul: inkılap kitabevi. ısbn 975-10-0128-5.

atım depmez itim gapmaz deme

ilk kez burada okuduğum ve kullanıldığına da hiç tanık olmadığım deyim. çok şahane bir deyimmiş. teşbih çok yerinde. "ne gocanı, ne uşağını övmeycin" denildiğini duydum ve fakat "atım depmez, itim gapmaz deme" çok daha vurucu, zengin bir ifade, az sözle çok şey anlatıyor. proaktif olması da çok önemli. olan olduktan sonra bir şeyler söyleyip insanın moralini ambel beter etmeden önleyici bir misyonla uyarıyor. büyük konuşanları, kibirli insanları ya da kibirli olmayıp safiyane bir şekilde çevresine fazla güvenenleri nazikce ikaz etmek için çok uygun bir deyim. halkımın yaratıcılığına, dili kullanmadaki becerisine bir kez daha saygı duymama sebep antep deyimi.

sohak iti sürü beklemez

ia. sokak köpeği sürü beklemez.

eve, barka bakmayan, çoluk çocukla ilgilenmeyen adamlar için kullanılan deyim. kendi keyfinde yaşayan, harcayan, sorumluluklarını yerine getirmeyen er kişiye sokak köpeği benzetmesi yaparak antepli gereken ayarı verir.

eski seç lokantası

antep'ten kalkıp, "seç'e getme" gibi bir sosyal faaliyetin konusu, mazi olmuş lokanta.

gaziantep

http://blog.hotelclub.com/the-10-oldest-cities-on-earth/

dünyanın en eski şehri olduğu iddia ediliyor. m.ö. 3650

(bilimsel bir otorite tarafından onaylanana dek havaya girmemek lazım.)

gaziantep belediye baskanlariyla karsilasildiginda sorulacak tek soru

antep evlerini, eski yapıları restore edip, kiralamanız çok iyi fikir. bu restorasyonlar aslına uygun yapılıyor mu, sonra kiracı kafasına göre yıkıcı değişiklikler yapmasın diye önleyici tedbirler alınıyor mu, mimari projeler, uygulamalar denetleniyor mu?

gaziantep kolej vakfi

murat köylüoğlu, aslan yenigün artık sanko'dalar.

bu yıl şenlik şöhreti demir demirkan.

ercument asaf yanic

gaziantepli araştırmacı, yazar ve şair. değerli bir insan. faydalanmak gerekir.

eşgi üşgü bizim bağın goruu

ne olursa olsun bizim.

koruma, sahiplenme, arka çıkma.

mezer altından işemek

- temiz/namuslu/dürüst görünüp, usturuplu şekilde hainlik/ hırsızlık/pislik yapmak ve kimseye farkettirmemek.
- çaktırmadan, ortamı bozacak provakatif eylemlerde bulunmak.


üstümde ot bitse unutmam

affedememe ifadesi olarak "üstümde bi garış ot bitse unutmam" da denilir.

anteplinin incelmesi

- napıyorsun?
- ordan oraya seertip duruyorum. *

nisantasi sokak

kolaycılık örneği. bir yeri nişantaşı yapmak için, adını koymaktan fazlasını yapmak, kafa yormak gerekir. şanzelize pavyonu, paris kuaförü normal, esnafın derdi para kazanmak ama belediye de bu yola başvurmamalı.

ortu ortmek

antep avradının eşyaları korumak amaçlı, içgüdüsel davranış biçimi.

-acı gızım şu goltuğun üstüne örtü ört, arıtaman sona taman, uşaklısın, yeğn kirlenir, sasak kimi olur...

antep avradının titizlik hastalığı

antep avradı, halının üstüne savan, koltukların, kanepelerin üstüne örtü*, buzdolabının içine dantelli laylonlar serer. antep işini korumak için sehpaların üstüne cam kestirir. isi azaltmak için galoriferlerin üstüne dantelli gapitone örtüler diker. periyodik aralıklarla örttüklerini yıkar. içine sinmez altlarını da siler. 2 katı iş çıkarır gendine. kirlenen alanı artırır, işi çoğaltır ama gene de örtü örtmekten vazgeçmez.

ingilizce ve anteplice arasındaki benzerlikler

her iki dil de yazıldığı gibi okunmaz. söylenmeyen ya da farklı söylenen harfler vardır.


ingilizce: coctail - kıkteyl
antepce kokteyl - gogdey
  • /
  • 16
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 317

antep avradı

kitap okumaz (bir ara beyaz dizi modası varken okuyanlarına rastlanırdı), kelebek ve günaydını gazata sanar, posta gazatasını buldumu okumadan bırakmaz.

herifinden şikayet eder, gaynanasından şikayet eder, gelinlerinden şikayet eder, damadından şikayet eder, uşak devşekden şikayet eder.

biraz histeriktir, ilgi çekmek için hastalık(lar) uydurur. acil servis personeli hastalık numarası yapan antep avradlarını yürüyüşlerinden tanır. bir diazem verilip psikiyatriye gönderilirler ve antep avradı artık "sinir" adını verdiği ve "bende sinir var" olarak ifade ettiği bir hastalık sahibidir.

antep avradı antep erkeği yüzünden mi böyledir, yoksa antep erkeği mi antep avradı yüzünden böyledir bilinmez. bir yumurta -tavuk döngüsüdür bu.

özeleştiri neyin bilmez. nerede hata yaptım demez. kerttirme laflar eder. hiç başına gelmeyecek gibi kınar, kınar, kınar. başına geldiğinde "neen beyle oldu" demez. el- gün için yaşar. el ve gün çocuğunun ve eşinin ruh sağlığından bile daha önceliklidir.

dünyaya objektif bakamaz. seda sayan, esra ceyhan'ın hedef kitlesidir. modayı takip eder ama tektipleşmek için. herkesin evinde boncuklu perdeler, aynı mobilyalar, aynı sedefli duvar boyası, aynı gümüş gondol olmasında, yaşlısının sırtında aynı mısırlı, gencinde aynı payetli-pullu buluz olmasında sakınca yoktur, yeterki geri kalmasındır, aynı olmakta sakınca yoktur. farklı olmak sürüden ayrılmak demektir, kınanmak demektir.

antep erkeği için romantik değildir denilir ama aslında antep avradı romantik değildir. son derece gerçekci ve analitik düşünür, öyle de yaşar.

hep "dediydi, demişti" der, "ben okudum, gözlemledim, araştırdım ve fikrim budur" demez, diyemez. yoksa "bu avrada nolmuuuuş?" derler. aptal mıdır, zekası mı kıttır? asla, ondaki akıl yeddi mahalleye yeter. miras paylaşımlarında ve alışverişte 4 işleme, geometriye ne kadar hakim oldukları görülür. ama zekasını gizleme gereği duyar, sivrilmek işine gelmez, perde arkasını tercih eder.

yıllar geçer antep avradı da, erkeği de değişir ama hiç tekamül etmezler. anlatmak ve göstermek için yaşar, dururlar.

bu entry, genç-yaşlı her yaştan antep avradlarını kapsayan bir genellemedir. genellemelerin istisnaları da içinde barındıracağı akılda tutulmalıdır. fedakar anneler, çilekeş avradlar, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyenler, çalsa çığırsa aşık deli oldu çekse otursa belasını buldu derler modunda hep kontrpiyede yaşayanlar içinse ayrı bir entry yazılacaktır. bu entryde biraz tuzu kuru olan avradlar karikatürize edilmiştir.

nakıp ali sineması

adına yakışan bir açılışla kapılarını yeniden açtı. açılışta derviş zaim'in son filmi nokta'nın galasının yanısıra, serseri aşıklar ve düğün filmlerinin özel gösterimi vardı. en güzeli de nakıp ali'nin sinema serüveninin anlatıldığı belgeseldi. atilla dorsay geceyi "istanbul dışında yaşadığım en sinemasal gece" olarak tanımladı ama ülkü tamer'in eksikliğine de dikkat çekmeyi unutmadı. evet nakip ali'yi yeniden gündeme taşıyan ve hikayesini kaleme alan ülkü tamer idi ama unutulmuştu. hüsnü özyeğin'in "ben 6 yaşımdan beri sinemaya gidiyorum" sözleri en azından beni gülümsetti. bu esnada duyduğum bir yorum:

- la yorum garadenizli mi ney burna baksana
(bkz: anteplinin espri anlayışı)

şevval şam fonda eski türk filmleri eşlik ederken yeşilçam şarkıları söyledi ve geceye çok yakıştı. projede emeği geçen fiba yk üyesi ve bir gaziantepli olan murat kazaz'ın mikrofonu çalışmayınca salondan "nakip ali'yi geçti", nakip aliiiiii sesleri yükseldi ve bir küçük aksaklık spontane bir espriye dönüştü. bergüzar korel sunucu olarak bu işlerin insanıymış, çok iyiydi.

belgeselde en çok güldüren hac filminin hikayesi oldu. derme çatma bir hac filmi eline geçmiş ve filmi tanıtmak için önce müftüyü ve şehrin imamlarını bağevinde toplayıp mükemmel bir şekilde ağırlamış. muhtemelen imamlar vaazlarında bu filmden bahsedince halk film gelmeden filmi sormaya başlamış. bu filme 3 kere giden yarı hacı, 7 kere giden tam hacı olacak diye de bir söylenti yayılmış. film gösterime girdikten sonra insanlar akın akın, ibriklerle, seccadelerle filme gelmeye başlamış, 100 gün izlenmiş ve en uzun süre gösterilen film olmuş. okur yazarlık oranını artırmak için kurs belgesini getirene sinema beleş kampanyası var bir de. muhtemelen atilla dorsay'ın katkısı ile bu belgesel televizyonlarda gösterilecek. sinemaseverlere izlemelerini tavsiye ederim. oğlu doğan nakipoğlu, onat kutlar'ın bir sözünü hatırlattı ve "sinema bir şenliktir" dedi. nakip ali bu şenliği taşraya getiren cesur insan olarak artık ölümsüz.

http://arsiv.sabah.com.tr/2006/12/25/yaz1602-10-134.html

abdulkadir konukoğlu

yıl 2004 çin'den korkmayın, arge'ye önem verin diyor:
http://arsiv.sabah.com.tr/2004/04/25/eko105.html

2008 şubat'ta "türkiye'nin çin'i güneydoğu olsun" derken, bölgesel asgari ücret tarifesini öneriyor:
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/8241781.asp?gid=196&sz=92220

ağustos 2008'de rekabete dayanamayarak fabrikasını kapattığını açıklıyor:
http://www.patronlardunyasi.com/news_detail.php?id=48678

haftada 50 ytl'ye çalışmaya hazır aç insanların olması tabiki onun sorunu değil, işsizlik sorununu maliyetleri düşürmek için bir fırsat olarak görebilir. holding patronu kadrosu, seçimle iş başına gelen ve ülkenin makro sorunlarına çözüm yaratması beklenen bir kadro değildir. holding patronu karını maksimize etmek, maliyetleri minimize etmek, rekabet etmek, var olmak ister. bunun için bölgesel asgari ücret tarifesi de ister, enerji maliyetinin yarısını devlet versin yarısını ben vereyim de der, mümkünse vergi ödemeyeyim ya da geç ödeyeyim de diyebilir. sorun, makro sorunlara mikro gözlüklerle bakan siyasi kadrolarda...

fakat patron şunu önerse daha bir hoşumuza giderdi: işçinin cebine giren azalmasın, devlet güneydoğuda asgari ücretliden daha az vergi alsın, benim personel giderlerim azalsın, daha fazla yatırım yapayım, daha çok işçi çalıştırayım.

ama "yaşam maliyeti güneydoğuda daha düşük, asgari ücret de düşük olsun" derse patron, biz buna kölelik düzeni diyoruz kendi aramızda.

teşviği işverene devletin vermesi lazım, işçinin değil.

eşkiliufaksözlük ile ilgili istekler

yazılanı tekrar yazmayı önlemek amacıyla ve sayısız derde deva olması sebebiyle "başlık içinde ara" butonu olsun.
okuması kolay, gözü yormayan temalar olsun ki daha çok okuyup, daha çok yazabilelim (sıkılmadan).

anlamayanlar için örnek:

(bkz: adres tariflerinde vazgecilmez yerler )

"daha önce yazılmış olanı yazmamak gerekir" ilkesinden hareketle önerilen bir fonksiyondur. yukarıdaki başlık içinde "emek sağlık ocağı" daha önce yazılmış mı diye bir soru akla gelirse ki her sözlük yazarının aklına gelmelidir ve bütün entryleri okumakla da uğraşılmak istenilmiyorsa "emek" kelimesi aratılır. daha önce yazılmışsa ilgili entriler gelir, yazılmamışsa hiç bir şey gelmez ve ilk yazan siz olursunuz.

antep avradlarinin gumus tutkusu

önce sevgisi diyecekken tutkunun daha doğru olduğuna karar verdim. gümüş; yıllara meydan okuyan, modası hiç geçmeyen, önceliğini hiç yitirmeyen, baş köşeleri, yemek masasını, sehpaları, duvarları, büfeyi, konsolu, nakışları, her yeri işgal eden, ne kadar çok da olsa antep avradının asla doyamadığı büyülü bir madendir.

evi gümüş dolu bir kadının, sanat galerisinde çalışan kızından öğrendiği resim fiyatları üstüne eşsiz yorumu:

- kele o resimler nağder bahalıymış. ben resim alacağma gümüş alırım, ortaya goyarım, geder gelir baharım...
(yaşanmıştır)

antep avradı

kitap okumaz (bir ara beyaz dizi modası varken okuyanlarına rastlanırdı), kelebek ve günaydını gazata sanar, posta gazatasını buldumu okumadan bırakmaz.

herifinden şikayet eder, gaynanasından şikayet eder, gelinlerinden şikayet eder, damadından şikayet eder, uşak devşekden şikayet eder.

biraz histeriktir, ilgi çekmek için hastalık(lar) uydurur. acil servis personeli hastalık numarası yapan antep avradlarını yürüyüşlerinden tanır. bir diazem verilip psikiyatriye gönderilirler ve antep avradı artık "sinir" adını verdiği ve "bende sinir var" olarak ifade ettiği bir hastalık sahibidir.

antep avradı antep erkeği yüzünden mi böyledir, yoksa antep erkeği mi antep avradı yüzünden böyledir bilinmez. bir yumurta -tavuk döngüsüdür bu.

özeleştiri neyin bilmez. nerede hata yaptım demez. kerttirme laflar eder. hiç başına gelmeyecek gibi kınar, kınar, kınar. başına geldiğinde "neen beyle oldu" demez. el- gün için yaşar. el ve gün çocuğunun ve eşinin ruh sağlığından bile daha önceliklidir.

dünyaya objektif bakamaz. seda sayan, esra ceyhan'ın hedef kitlesidir. modayı takip eder ama tektipleşmek için. herkesin evinde boncuklu perdeler, aynı mobilyalar, aynı sedefli duvar boyası, aynı gümüş gondol olmasında, yaşlısının sırtında aynı mısırlı, gencinde aynı payetli-pullu buluz olmasında sakınca yoktur, yeterki geri kalmasındır, aynı olmakta sakınca yoktur. farklı olmak sürüden ayrılmak demektir, kınanmak demektir.

antep erkeği için romantik değildir denilir ama aslında antep avradı romantik değildir. son derece gerçekci ve analitik düşünür, öyle de yaşar.

hep "dediydi, demişti" der, "ben okudum, gözlemledim, araştırdım ve fikrim budur" demez, diyemez. yoksa "bu avrada nolmuuuuş?" derler. aptal mıdır, zekası mı kıttır? asla, ondaki akıl yeddi mahalleye yeter. miras paylaşımlarında ve alışverişte 4 işleme, geometriye ne kadar hakim oldukları görülür. ama zekasını gizleme gereği duyar, sivrilmek işine gelmez, perde arkasını tercih eder.

yıllar geçer antep avradı da, erkeği de değişir ama hiç tekamül etmezler. anlatmak ve göstermek için yaşar, dururlar.

bu entry, genç-yaşlı her yaştan antep avradlarını kapsayan bir genellemedir. genellemelerin istisnaları da içinde barındıracağı akılda tutulmalıdır. fedakar anneler, çilekeş avradlar, kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyenler, çalsa çığırsa aşık deli oldu çekse otursa belasını buldu derler modunda hep kontrpiyede yaşayanlar içinse ayrı bir entry yazılacaktır. bu entryde biraz tuzu kuru olan avradlar karikatürize edilmiştir.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.