aleppocingeni

Durum: 128 - 0 - 0 - 0 - 23.01.2009 16:10

Puan: 1192 -

11 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 7

mart gotune parmagim cagildasin oglagim

zemanın birinde üç dene oğlağı olan bi nene varmış. bi göz odasında oğlaklarıynan yaşar gedermiş. sütlerini sağar pendir yapar satar onnan geçinirmiş. kış zorlu geçmiş. nene oğlaklarıynan burnunu dışarı çıkaramamış klübesinden aylarca. derken mart ayı gelmiş havalar şeyle beyle olmuş. oğlakların otu yemi de tükenmiş. nene almış oğlaklarını çıkmış meraya, dere kenarındaki taze otları yiyedursun oğlaklar, gelen geçen neneye, "nene ne ettin? hayvanları çıkarmışsın amma daha kış getmedi, mart ayı bu kanma havanın iki ışıdığına" demişler. nene de gendinden emin: mart ()tüne barmağım çaağıldasın oğlağım" demiş. amma velakin mart ayı yüzünü göstermiş ve birden ortalık sele suya getmiş. nene ne olduğunu anlayana kadar taşan dere oğlaklarını almış önüne katmış götürmüş. nenenin yoldan geçenlere söylediği mart ()tüne barmağım cagildasın oğlağım sözü de mart ayının sahte yüzüne kanıp tedbirsiz davrananlara anlatılır. kriz geçdi diyerekten açılıp saçılan, bol ()tten (kredi kartının diğer adı) haşlayanlara söylemek lazım.

gaziantep övgü antolojisi

gaziantep işık matbaasından 1963 yılında basılmış, şimdilerde özel koleksiyonlarda ve halk kütüphanesinde bulunabilecek nadide eser. antep düşkünlerinin mutlaka bir göz atması hararetle önerilir
"nola metheylesem ben ol meabı
ki alem methedüptü ayntabı"
m. solmaz, gaziantep övgü antolojisi, işık matbaası gaziantep, 1963, s.30

antepli olduğuna şükretmek için 99 neden

"ki yani ayntab şehr-i rana
arus-u alem ü maşuk-u dünya"
gaziantep övgü antolojisi, m. solmaz, gaziantep işık matbaası, 1963

on yedinci yuzyilda ayntab

"17. yüzyılda ayntab osmanlı kentinde toplum ve siyaset" isimli hülya canbakal tarafından kaleme alınan kitap iletişim yayıncılıktan çıkarak 2009 yılının ilk günlerinde raflarda yerini aldı.
1986 yılında boğaziçi tarih bölümünden mezun olan canbakal, yüksek lisans ve doktorasını harvard üniversitesinde tamamladı. ayntab üzerine yazdığı kitap, harvard'da yazdığı doktora tezinin ıngilizceden türkçeye çevrilmiş hali.
ılgi alanınız kent-siyaset- tarih olmasa dahi antep'teki kent kültürünü ve toplumsal dinamikleri daha iyi anlamak için okunabilecek önemli bir çalışma. *

taykeş

nuh peygamberi hakiye eden nenem, "tüm mahlükatı çüt çüt koymuş gayığa". iki dene tavık, iki dene at ...hepsini eşiynen eletmiiiş koymuş gayığa" derken sivri zekalı kuzenim sözünü keser;
"insandan kaç tane koymuş nene"
uyyy ömrümü günümü yidin. taykeş galmış ademoğlu. oldu mu? kak get dışarda oyna. götünün bohuna bakmadan götüme ip takıp oynadacak. kak deym kak"

hemşehrimiz atatürk

nüfus kaydı antep'tedir. doğduğu topraklar misak-ı milli sınırları dışında kalınca, antep'i seçmiştir. * şahinbey ılçesi, bey mahallesi'ne kayıtlıdır. antep'li olduğuna şükretmek için 99 neden

gaziantepli ünlüler

onat kutlar listeye bu kadar geç eklenmesi ne acı. oysa antep ağzıyla şiir okuyan kaç tane ödüllü edebiyatçı var. * bu entrydeki isimlerden kaç tanesi ölümlerinin ardından yıllar sonra hatırlanacak. *

onat kutlar

şimdi yerinde yeller esen kırkayak kahvesinin aydınlık yüzlü hayaleti
dostlarının arasında makbul müteberrik. *
şair, yazar, düşünce adamı.
türkiye'nin önemli aydınlarına antep deyince ilk duyacağınız isimdir, onat kutlar deyince ilk duyacağınız da antep'tir. *
ıstanbul film festivali kurucusunun, iki sevdası sinema ve antep'tir.

onat kutlar, türk edebiyatının en özgün yazarlarındandır. 1959 yılında yayınlanan ıshak ile 1960 yılında türk dil kurumu ödülünü kazandı. fethi naci'ye göre, ıshak, dünya edebiyatında büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

ıstanbul üniversitesi hukuk fakültesi'ndeki öğrenimini, son dersinin sınavına girmeyerek, bıraktı ve felsefe okumak amacıyla paris'e gitti. iki yıl sonra döndüğünde bir süre doğan kardeş dergisi'nde çalıştı.

1965'te türk sinematek derneği'ni kuranlar arasında yer aldı. 1965-1976 yılları arasında, türkiye'ye dünya sinemasının kapılarını açan sinematek'i yönetti. yusuf ile kenan, hazal ve hakkâri'de bir mevsim adlı yurtdışı ve yurtiçi festivallerde çok ödüllü filmlerin senaryolarına imzasını attı. 1985'te berlin film festivali'nde jüri üyeliği yaptı.

ıstanbul film festivali düzenleme kurulu'nda ve ıstanbul kültür ve sanat vakfı ıcra kurulu'nda görev yaptı. 1994 yılında fransız hükümetince verilen l'ordre des arts et des lettres ödülüyle onurlandırıldı. 30 aralık 1994'te the marmara otel'in pastane katına yapılan bombalı saldırı sonucunda ağır yaralandı. 11 ocak 1995'te hayatını kaybetti.

şiirini ve şiirindeki antep'i merak edenlere:

nazım`dan ve cendrars`dan sonra

geceyarısı geçen güzden kalma birkaç yaprak kırk yıllık kahve
renkli bahçeler ve bir minibüste
kartaldan eminönüne giderken uyumuş titreyen bir çırak
karanlık denizi köpürten dalgaları yararak çook gizli bir yere
giden tenha bir üsküdar alanı gemisiyle
bu yolculuğa başladım senden ayrılınca
balığın karnında yunus bir kumul masalı anlatmaya
başlarken solgun belleğinde
söğütler ve leylak ve kara lale soğanı çorbasıyla
işe koyulan balıkçıların ilk çektikleri ağa
takılan dülger balığı gibi çirkin ve şaşkın ve öfkeli
yaralı bir arap kısrağı gibi bekleyerek ensemde yağlı kurşunu
alanın güvertesinde öylece
kaptan miyim kürek mi bilmeden duruyorum
bekçiler görünmez oldu çırak çocuklar ve köpekler
gizlendiler kuytu köşelere
büyük ve paranoyak kaya devinin geniş çeneleri
boğazından soğuk sular akıtarak çarpıyor
birbirine ve karşı kıyıda duran solgun sevgilimin
saçlarına kül bana ateş savuruyor
bütün ölü şeyler yangın yerleri eski savaşlar ve ne yapsam
geçip gidiyor ayrılığın günleri
nereden çöküyor bu sis karadenizinin sularını akdenizin kuytu
ve narların portakallara karıştığı derin koylarına ulaştırıyor
nereden başladı bu hüzün güz yapraklarını taa nisan günlerine
eşiklere rıhtımlara sürükleyip
yeniden çamura bulaştırıyor
alanya kalesinde uçuruma yakın doğan kara saçlı bir oğlanın
kara keçi pöstekisinde kabaran bir kedi dili gibi diklenerek attığı
beyaz niyet çakıllarıyla denizin dibinde yuvarlanan binlerce milyonlarca
büyük ve mermer güllenin uğultusu ters akıntılarla
üsküdarın karanlık sularına nasıl geliyor?
alanya`da doğdum babam hakimdi
düzlüğe, kız kaçıranlara, denizin yakın sularına geceleri
koyunların çene kemiklerinden çift hörgüçlü develer yapıp ablamın
ağzını büyük bir çuvaldızla diken ve bana
korkulu masallar anlatan sırmalı nineye
o günlerden kaldı kulağımda "yeni kesilmiş" nar
çiçeği ve portakal yapraklarının sesi
ve yaşamımdan hiç eskilmeyen uçsuz deniz duygusu
ıki jandarma belirdi alanda, kaptan köprüsünde dolaşıyor
hergele bir ekip otosunun homurtusu
sonra iki daha ve üç daha ve dört
acı bir hınç rüzgarı kasıp kavuruyor içimi
yapraklar savuruyor derin ve çamurlu bir kuyuya
üstüne müsteşarların kapıcıların şoförlerin
yarasa gibi dolaşan ozanların çocukluk anılarımın
kocalarının dizi dibinde kadınların perşembe tacirlerinin puştların
ve alanda kurumuş bir zakkum ağacı gibi duran benim üstume
bir yere gidiyor bu bozkır gemisi ardında kuyunun çevrintisini bırakıp
ve senden uzaklaşıp sürekli
atlasam karanlık bir deniz
hep giden bir bozkır gemisiydi antep, yelkenleri sam yeli yapraklardı
boz abalı köylüler geçerken develerle kapımızdan
önünde bir yasemin ağacıyla korunan karanlık ve kör mutfağın
geniş taş döşemelerinde bir kurbağanın
küflü ve güherçileli duvardan korkusunu
uzun bir çocukluğun tek düşü olarak yazdım
çiçekli sayfalarında şiirler bulunan bir deftere
o defter arastanın ortasında elinde zindiyan asasıyla
geçmişimize geleceğimize söven bir dilenciden
kaçarken tekke istiklal ilkokulunun yosunlu havuzuna
kücük bir kağıttan kayık olup battı
beni o gün olağanüstü öğrenciler tahtasına çaktı
kurutma baskısıyla hocam ali rıza
saat iki. genel iş üyesi ve bıçkın şöförüyle bir otobüs
ışıklarını bir erken vapur gibi yakarak ve harmanlayıp
gecikmiş sarhoşlarla erken işçileri yola koyuldu
bomboş alanda sıkıntıyla hatirladığım öğrencilik yıllarının
kapısı zor kapanan kırmızı tramvayında
balık istifi duruyorum sanki ayakta kızgın sıkışık
oysa yapayalnızım ve ellerinde kovalar, sopalar ve zamklarla
uzun bacaklı yabancı kuşlar gibi gölgeleri geçen öğrenciler duvara bir anıyı çiziyorlar: yarın...
kuru ve beyaz çakıllarla döşeli dere yataklarından
geçerdim yağız parlak sağrılı bir atla
postalıma takılı bir devedikeni, şebboy kokusuyla havada
derinlere kırmızı çiçekler çizen arıkuşları ve lorca
aklımda safonun küçük memeleri saçım ateş gibi ve saman
kokusunu uzak kentlere kadar uçuran rüzgar
bütün bir yaz bekleyerek sevgilimi göreceğim günü
gene aşk şiirleri yazardım dalgın bakarak kağıtların
denizinde yürüyen şiir gemisine o yıllarda
fransızca öğrendim ve hafızdan okumak için biraz farsça
ay battı dindi fırtına iskele ışığı sabaha karşının kör sisine
bulanmış görünmüyor ortalık sessiz jandarmalar
potinlerini sürüyerek çekip gittiler köfteciler sarhoşlar sabahcılar
kimse yok ortalıkta şimdi sen uyuyorsun bir çocuk gibi gülümseyerek
korkularını çoğaltan düşlere bakıp
yanımda ufacık ve gülünç bir seyis sırıtarak
atasözleri söylüyor; demir tavında dövülür
herkes uyuyor gümüş saplı bir bıçak... boşver o da olsun
yüreğime saplanarak taa derinlerden ve aynı soruyla kıvrılarak
acıtıyor kararan yüzümü "niçin?" anamın çini bir sandukadan
çıkarıp şimdi bir bir bavuluma doldurduğu
zakkum ve ateş ütüsüyle kırıştırılmış
ılk gençlik anılarını yırtan boynuz saplı bir bıçak
gölgeye düştü artık hiç titremeyen dünyamızı
tam ortasından acımasız ikiye ayırarak
veznecilere abanoz sokağı arasındaki uzun kanalı bir laz
arkadaşımın tekleyen motoruyla günaşırı
geçiyor ve sakız çiğneyen ve bana kocam demeyi seven
ve adı kadriye miydi? göbeğinin altında uzun bıçak iziyle
orospu sevgilime ulaştırıyordum tramvay durakları arabın
kahvesi palamut tava şiirler ve polislerle
vuruşurken ölen genç arkadaşlarım ıhlamur ağaçları
gölgeleri sahaflar ve asaf halet`in kaldırımlara düşmüş büyük
yazı defterleri gibi ucuza satılan gençlik yılları
o yıllarda öykülere başladım.
sabah oluyor ölümle yaşamın
gerçekle düşün geçmişle geleceğin birbirine karıştığı
acının keskin düşüşün derin ölümün hazır olduğu saat
uzun bir hesaplasmayı bitiriyorum sanırım
üsküdar gemisi dar boğazın
en sıkışık en dolaşık ağlarından geçıyor
sırtımda dolu bir tabancanın horozu öttü ötecek
ve kupkuru dereden bir yıldırım gibi geçen şimdi`nin atı
artık düşle gereği iyice karıştırıyorum uyku
ya da artık yüzünü bile unutmanın saati
paris bir yılbaşı gecesi karların
üstüne düşen aydınlık ve sisli
katedralin karşısında oymalı tahta gaveau saydam bir konyak
sonra yeniden gittim oraya eski kahvelerin
yerinde yangın artıkları gibi çılgın
ve amerikalı bir manyak
chaillot`nun delisi bayan meerson`in her geceyarisi
lazare`ı ölü anılarından çıkararak helva yedirdiği
müzeler ve yaşamıma görüntünün
bitmez tükenmez şeridini sokan sinema paris
üsküdar gemisi boğazdan çıktı seni düşünerek
yazdığım bu şiir bitmek üzere
filmin sonu buluşamadığimız günlerin
ayların ikindi güneşinin sonu
hesabı kapatan bir çizgi gibi
karşı tepelerde ışıyan gün kırçıl bir kalabalık
asker asker asker bugün kızıldere bin dokuz yüz yetmiş dokuzun
bir nisan günü ve aslında çok uzun
bir acının bir ayrılığın bir susuzlugun
ardından ışıyan gün iskelede
elele tutuşmuş bir delikanli bir kız
günlük şeylerden konuşuyorlar derslerden vapurdan
çok geciken devrimlerden ve yüzleri
tertemiz deniz gibi aydınlık sakin ve onların
serinliğinde yeniden başlıyor yaşantımız
artık bu şiir bitti, sanırım

onat kutlar *

medusa cam eserler muzesi

pek çok anteplinin bilmediği bir müze. * gerçi zeugma mozaiklerini kaç antepli gezdi desek yine yüzümüz kızarır. *
cam işleme sanatının bu topraklardaki muhteşem tarihinin insanı büyüleyen örneklerinin sergilendiği restore edilmiş antep evi. evin hayadında kurulan fırında bilinen en eski usulle cam yapımını izleyebilirsiniz. telkari ustası andreas'ın hoş sohbeti ve ev yapımı suryani şarabını hararetle tavsiye ederim.
antep'in farklı yüzleriyle ilgilenenlere duyurulur.

marifeti var kertenkelenin merdivansiz duvara cikar

çok da önemli olmayan bir konuda sırf kendini göstermek için bir numara sergileyip güya sorunu çözdüğünü sanan üstüne üstlük takdir beğeni bekleyen insanın yüzüne karşı sanki çok önemli bir iş yapmış edasıyla bir nefeste söyleyin. içten içe tiye almak için bire birdir.

ışımak

yüzü hiç gülmeyen meymenetsiz insanlar için "yüzü ışımayan cinsten" diyebilirsiniz. hatta lütfen deyin.

antep neresi

"burası mıydı taban döşediğim yer,
nurgana mıydı?
sarıt'a yakın mıydı nurgana,
sarıt, yılanca'nın berisinde miydi,
zırambı, salmanlı, yazlıbecer, ya ulumasere o neredeydi,
neredeydi antep?

neredeydi antep, antep neresi?

meyan şerbeti içinde kalmış yaz akşamlarını
bir kahkeci toplar, avluya götürürdü;
yatsı usul usul sokulurdu aralarına,

otururlardı.

sakalına yıldızlar düşerdi bilbil hoca'nın.
havuzun çevresine yayardı
bellur baba, zemge'den kaldırdığı türküyü.
yirik muslu yemeni düşleri görürdü gözü açık;
suyun üstünde yürürdü yemeniler,
on çift kırmızı, on çift kara yemeni.
humuslu bozan'ın kendi döşünde dolanırdı sesi.
şecaat nahsen'in bir yanı fırın bir yanı curun;
doğmamış oğlana don biçerdi boyuna.
yarasaları kollardı patpat hanefi
arişin altındaki döşekte
hacı dedesinin kucağında.
koruklar arasında gelirdi uyku.
ay padişahı'nın arabasıyla.

sular suları katlardı çeşmenin yalağında,
yaylasında yüreğin, dağları katlardı dağlar,
usulca olurdu bunların hepsi,
ne deve yürürdü ne çan seslenirdi.

burası mıydı taban döşediğim yer?
hele ki kocamışım karıştırsam ne çıkar,
eşkin yürüyen kim bu saatten sonra,
gün buldum geldim işte yatsıya
ama antep, o neredeydi, neresiydi antep?

yoksa avludaki o döşek miydi?

belki gitti ola."
ülkü tamer antep neresi- avlu

arı sili

"ıkindiyi yuduk yıkadık, arısili ettik,
büydüz abdo, doksan eşşekli, bir de ben
beni sorarsan alluş ..."
ülkü tamer,yanardağın üstündeki kuş 'tan "hünerimiz
şiirinden"

antep dışında yaşayanların eşkiliufak sözlüğü dayım dayım okuması

melankoli etkisi yaratır.
sık sık gözleriniz dolar.
içinde olduğunuz anı değil nostalji sizi ne zamana götürdüyse orda yaşarsınız.
çevrenizdekilerin anlayıp anlamamasını umursamadan antepteymiş gibi konuşursunuz. *
çevrenizle iletişiminiz en alt düzeye iner. *
nenenizi sık sık arayıp sonunu hatırlamadığınız antep deyimlerini sorarsınız.
antebe bilet alırsınız.

alatirigi torpaga vermek

son zamanlarda sık sık secaatlenip evdekileri gırana sokan erkek torununa nene sahrede seslenir
-nene gurban, çıhar ayakkabını çorabını da acı yere bas, alatiriğini torpağa ver. *

pisik tüyü

bakımsız cılız saç için kullanılır.
ben bunun antep dışında kedi tüyü olarak kullanıldığını sanırdım. akmerkezde sosyetik bir kuaförde saçımdan yakınmak için biraz da kibarlaşarak "kedi tüyüne döndü saçlarım" dediğimde kuaförün yüzü aynada bir an asılı kaldı ve sonra kahkahayı patlattı. adam çok hoşuna giden bu tabiri meslektaşıyla paylaşmak için yanına birini çağırdı. lafı duyan meslektaşı hiç tepki vermeyince bizimki bozularak açıklama yapmaya girişti. ne dediyse çağırdığı meslektaşının yüz ifadesi değişmedi. meğer meslektaşı antepliymiş. bizim orda pisik tüyü denir deyince işin rengi ortaya çıktı.

payamlı seker

nöker

evde çalışmayan, bozulan bir şeyin yanında yenisini alma lafı edilir. lafı duyan eşya fonksiyonunu yerine getirmeye başlar. o zaman işte "kimse nöker istemez" denir

gecer bu bolluk biter bu darlik

iki bacıdan birini durumu eyi olan birine verirler; ötekini acı eli darda olan birine verirler.
gel zaman get zaman iki bacı bir birine geder gelir amma durumu eyi olan darda olanı horsunur. beriki de bunu alttan alta hisseder ama sesini çıkaramaz.
bi gün fakir bacı zenginin evine gider. antep evinin dış kapısından içeri girer ki bacısı hayatta oturmuş bulamaç yiy. bacısının geldiğini görünce bulamacı paçasının arasına saklar üstüne de eteğini örter.
bunu gören fakir bacı
"biter bu bolluk geçer bu darlık
sana da kalmaz ağzı bulamaçlı boz .... *"

antep bedduaları

  • /
  • 7
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 128

eşkiliufaksözlük ile ilgili istekler

sayfa açılınca haşıl türküsü çalsın. kebap kokusu gelsin. halfeler online olunca sanal ortamda yahh çağırıp zılgıt çalabilsin. *

antep analari ile gizlari arasindaki sozsuz iletisim ve ev ici egitim

iyi yetişmiş bir antep kızı annesinin bakışından ne demesi, nerede durması ve ne yapması gerektiğini anlar. "o konuya girme" bakışı ile "bardaklar boşaldı çay doldur" bakışı arasındaki ayrımı anlar.
hangi misafire hangi çay takımının çıkarılacağını, ikramın hangi sıralamayla yapılacağını sormadan bilir, anlatılmadan anlar.
misafirin yanında ne kadar oturulacağı, nereye oturulacağı gibi konularda son derece stratejik ve ölçülüdür. ölçü onun göbek adıdır. dekolte ve az şekerli kahvede ölçünün hayati önemini sezgisel olarak bilir ve hata yapmaz. ne yılışıktır ne soğuk nevale.
ortamı koklayıp nabza göre şerbet vermek konusunda annesi danışmanlığında master tezi yazmıştır. "dur ayağımı yer edeyim gör sana ne edeyim" ise doktora tez başlığıdır. tabi ki danışmanı annesidir. mütevazi hanım hanımcık içi dolu turşucuk çizgisinden taviz vermez. *

erkeklere taleplerini kendi fikirleriymiş gibi sunmak ve gönüllü çalışmalarını sağlamak konusunda yaşam boyu öğrenmek ekolünü benimser, annesinin yaşam boyu çıraklığını yapar. öyle ki sadece evdeki erkekler değil; kapıcı, pasajdaki satıcı, kuyumcu, mağazadaki tezgahtar o'nun hayatını kolaylaştıran adamlardır, gönüllü neferlerdir. bu konuda nene olunca ordinaryüslük alınacaktır. "hele oğlanlar acı beni şoora eletin, taman hastayim yeriyemeym nenem" gibi tadından yenmeyen bir cümleye hayır diyebilen sokaktan geçen herhangi bir er kişi var mıdır?

aslında burada hayret edilecek nokta bu konuların ev içinde yüksek sesle konuşulmamasıdır. bu hasletlerin antep anasından antep kızına sözsüz iletişim ve psişik öğrenme yöntemleriyle geçişi incelenmeye değerdir. bu ev içi eğitime, toplumsal cinsiyet, çalışan sosyolog şapka çıkarmalıdır. çıkarmayanın alnı itinayla karışlanır.

antep damadi

antepli bir kızı üniversitede tanıyıp seven üstüne üstlük evlenme cesareti gösteren acıdığımız insan evladı.
nasıl antep damadı olunur bir bakalım sürece:
antep kızını doğal ortamının dışında tanıdığı için arada bir gelen kolilerden çıkan yemeklerden ve arada bir çakır keyf olmuş babayla kızın yaptığı telefon konuşmalarında kulağına çalınan antep ağzından başka pek bir şey bilmemektedir ve başına geleceği kestirememektedir.
kız beceriklidir, güzel yemek yapmaktadır(el de gurban biz bize biz de gurban biz bize!), aile de neşeli insanlardır oğlancaaz korkmadan evlenme teklif eder.
antep e ilk ziyaret oğlanda diyare (kuyruk yağıynan yapılmış kebabların "ölümü gör" diyerek ağzına depilmesi sonucu) ve baş dönmesi (isim ve sayı hatırlayamadığı aşiret akraba trafiği sonucu) semptomlarıyla atlatılır.
antepli tüm maharetini ve ikramını konuklarının önüne cömertce serip beğeni ifadeleriyle tatmin olurken oğlan antepte konuşulan dilin yabancı bir dil olduğuna ikna olmuştur.
bu arada sevdiği kız antep ziyaretlerinde şizoid bir değişimle hanım hatun kişiye dönüşmüş, babasının ve erkek kardeşinin kıymetlisi olarak köşede oturmakta ve söz dinlemektedir.
ayrıca yemeklerdeki acı dozajı an be an artmakta artık antepli akrabaları damat adayını kendilerinden sayıp yanında antepçeyi rahat rahat konuşmaktadır. damat adayımız da yüzünde iyi niyetli bir ifadeyle anlar gibi yapmaktadır.
antep'ten kız almanın gerek ve şartlarına ilişkin damadın gözünü korkutmamak için alınan tedbirler kızın çeyizinin anasının evinden çıkıp genç çift için hazırlanan başka şehirdeki evin kapısına dayanana kadar işe yarar. antep pasajlarının alayındaki cıncık kap kacağı, çul çaputu, elektrikli ıvır zıvırı karşısında gören damat neyle karşı karşıya olduğunu o an anlar. kızın okşayarak sevdiği antep işleri, kapitone dolap içi örtüleri, büyük pasajdaki memet'ten (kulağa çınlasın) alınmış sütlü kahve, nescafe,kahve, şurup, şerbet, şarap, şampanya,whisky takımlarına, kristallere, mısır patlatma- içli köfte yapma makinalarına, ozansoy gümüşlerine karşı karışık duygular beslemekte adeta ürkmektedir. lameli doreli yorgan yüzleri, dantelli boncuklu yatak örtüleri damat adayında ağlama isteği uyandırmaktadır. kenarı dantelsiz havlu, elini kurulayabilecek, süs için olmayan el bezi bulma çabaları da sonuçsuz kalır. "dur ona dokunma su lekesi gitmez", "dur oraya girme", "o dolabı açma" nidalarından yılan damat adayımız teslim bayrağını çeker. artık youtube ta anahtarcı tosunun çıraklarının "evlerinin önü yonca" türküsüne oynayışlarını üç kere, "anektar ve mesaj bırakma" skecini beş kere dinlemeden evden çıkmamaktadır. telefonuna "anektar ve mesaj bırakma" skecini kaydedip arkadaşlarına dinlettiği anda ise artık tam bir antep damadı olmuştur.
artık yemeklerin yağı, acısı damadımızın midesine dokunmamakta, antepliceyi acemice taklit etmekte, antep işi örtülere saygı duyup elleri ıslakken dokunmamakta ve dantelli havlularla bütünleşmektedir. (yaah çağırırken senkronizasyonu da en kısa sürede tutturacaksın aşkm merak etme) işte bizim antep damadımızın hakiyesi abbisi de cümlesinin başına


mart gotune parmagim cagildasin oglagim

zemanın birinde üç dene oğlağı olan bi nene varmış. bi göz odasında oğlaklarıynan yaşar gedermiş. sütlerini sağar pendir yapar satar onnan geçinirmiş. kış zorlu geçmiş. nene oğlaklarıynan burnunu dışarı çıkaramamış klübesinden aylarca. derken mart ayı gelmiş havalar şeyle beyle olmuş. oğlakların otu yemi de tükenmiş. nene almış oğlaklarını çıkmış meraya, dere kenarındaki taze otları yiyedursun oğlaklar, gelen geçen neneye, "nene ne ettin? hayvanları çıkarmışsın amma daha kış getmedi, mart ayı bu kanma havanın iki ışıdığına" demişler. nene de gendinden emin: mart ()tüne barmağım çaağıldasın oğlağım" demiş. amma velakin mart ayı yüzünü göstermiş ve birden ortalık sele suya getmiş. nene ne olduğunu anlayana kadar taşan dere oğlaklarını almış önüne katmış götürmüş. nenenin yoldan geçenlere söylediği mart ()tüne barmağım cagildasın oğlağım sözü de mart ayının sahte yüzüne kanıp tedbirsiz davrananlara anlatılır. kriz geçdi diyerekten açılıp saçılan, bol ()tten (kredi kartının diğer adı) haşlayanlara söylemek lazım.

pisik daşşağı

küçükken babamın uydurduğunu sandığım tatlı ismi. babamın uydurmadığını marka şehre tescilli olduğunu sonra öğrendim. ancak o yaz bodrumda barlar sokağında camekana yerleştirdikleri kadını yağ dolu kazana hamuru topak topak atarken görünce onun adına çok üzülmüştüm. kadının yaptığı işi söylemek zorunda kaldığında "pisik daşşakçısıyım" !! yaşadığı utancı empatiyle paylaşmıştım. bi de kadıncağızı camekanda sergiliyorlar ne acı demiştim içimden.
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.