temam

Durum: 72 - 0 - 0 - 0 - 07.01.2011 03:52

Puan: 517 -

13 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 4

siğara zammına anteplice tepkiler

beni heç ilgilendirmey. gediym alıym tütünümü 19 mayıs lisesinin garşısındaki tütüncü mustafa'dan, filtremi de aliym, bi de tütün sarma makinem var; yapiym yapiym içiym mis gibi.
teryeki hemşehrilerime tavsiye ediym. gendiñ yaptıın kimi paketi de 50 guruşa geliy, daa başka ne diyeg usda. size galmış.

bir gaziantep klasiği olarak görücü teyzeler çetesi

antep avradi türünün en tehlikeli formlarından biridir görücü teyzeler. antepli kadınların erkek çocuk sahibi olduktan sonra farkına varmadan geçirmeye başladıkları başkalaşım,
oğlanın tahmini 25 yaşına gelişiyle birlikte tamamlanır. derken bir düğünde dernekte veya bayramlaşma sırasında bir kızın görülmesi, en sık olarak da bir altın gününde
kendi gibi bu işe sarmış başka teyzelerin tavsiyesi üzerine kızın bulunması şeklinde devam eder. kız artık bulunmuştur, çaresi yoktur, saklansa da boştur.
acilen kızın ailesinin kim ya da kimlerden olduğu öğrenilir, ev telefonu bir şekilde elde edilir ve kızın evi aranır.
(kızların ev telefonlarını bulup bunlara veren gizli bi görevli her zaman vardır)
bu arada tüm bu gelişmelerden, yani kendisine kız arandığından/bulunduğundan, evlenmesi planlanan erkek kişisinin çoğu zaman haberi yoktur.
haberi olup da evleneceği kızın önce başkaları tarafından görülüp beğenilmesine ve kendi görüp seçmek yerine başkalarının seçmesine razı olan birinin de
daha en başından kendi seçimlerini kendi yapamazken bir evliiliği nasıl yürüteceği merak konusudur.

gelelim telefon faslına. kızın evi aranır ve yalansız dolansız abartısız aynen şuna benzer bi konuşma yaşanır:

- aloo, eyi aaşamlar canım, .... nın evi mi?
- evet
- ben telefonuuzu birinden aldım da, kızınız varmış? (bu soru görünümlü son şey aslında "evlilik çağında ve bekar bir kızınız varmış, görmek istiyoruz" demek
ama artık herkes öyle aşina olmuş ki bu sisteme, biri diğerinin ne demek istediğini anlıyor hemen)

-evet var
-ee biz görmeye gelicik de, ne zaman müsait olursuuz?
-kimsiniz hanımefendi?
- acı onu söylemesek olmaz mı?
-telefonumuzu size kim verdi?
-onu da söylemeym acı.

işte bu cümle kilit noktadır. eğer bu delilere uymuş başka bi tür deli de sizseniz veya bu sizin ilk deneyminiz ise "burda bu işler böyle oluyo heralde" düşüncesiyle
bunu olağan karşılar şu gün müsaitiz buyrun dersiniz ki bunu diyenlerin sayısı tahmin edilemeyecek kadar çok. çünkü bir kızın evine görücü adı altında
ne kadar çok kişi gelirse o kadar iyidir, popülerite artar ve pazarlık kızışır inanışı hakimdir çoğu kız annesinde.

ama "ohaa lan, hırsız mısın sapık mısın manyak mısın armut musun, kim olduğunu ne bilecem, git gara yerin dibine bul kimi buluyosan" diye düşünerek
(ama bu düşünceleri ayıp olmasın diye seslendiremeyerek), "bizim kız sınava hazırlanıyo, düşünmüyor şu anda" veya "bizim kız okuyor, daha düşünmüyoruz" vb. bahanelerle
savuşturup telefonu kapatan insanlar da mevcuttur tabii ki.

çok uzun oldu ama olayın teknik (ya da gelişme) bölümüne de değinmek gerekiyor:

kızın evine gelinir. çete, tahmini 2-3 kişiyle hareket eder. diğer üyeler oğlanın teyzesi, anneannesi, babannesi, halası, kız kardeşi veya ablasından oluşabilir, kolayda hangisi varsa artık o getirilir.
hoş geldiniz beş gittiniz vs. muhabbetlerden sonra kızımız kahveleri yapar getirir, daha önce hiç karşılaşmamış olan iki taraf da neden orda bulunduklarını
bildikleri halde bilmiyomuş gibi davranırlar. kahveler biter, bu arada kız göz ucuyla iyice bi süzülmüştür. beğendilerse çıkışta kızın telefonunu, msn adresini falan isterler;
beğenmedilerse bir iki laf yuvarlayarak hemen ayakkabılarını giyip kaçarlar.

biz beğendiklerini varsyarak sonuç kısmına geçelim:

aynı günün akşamı veya bir iki gün içinde erkek kişisi kızı telefonla arar. normal zamanda sevdiği kıza açılmak veya benzer durumlarda utanan, çekinen, kırk takla atan
erkek kişisinin böyle bi durumda hiç utanmak, sıkılmak, gerilmek vb duyguları yaşamadan rahat rahat telefon
açıp kızla kırk yıllık ahbap gibi konuşması da ayrıca hayret verici bişeydir. dünyanın en salakça telefon görüşmesi yapılır,konuşulur, bir yer ayarlanır, görüşülür
ve birkaç görüşme sonunda hemen bir sonuca varılması beklenir. kısacası iki üç kez gördüğün bir insanla evlenmeye karar vermeniz ya da vermemeniz
beklenir. sistemin elemanı olmuşsanız zaten bu karar size zor gelmez ama bu sisteme ısrarla direnen biriyseniz daha ilk görüşmede istemediğinizi
ima etmeniz gerekir ki daha fazla uzamasın. hayır demek ise ayrı bir sorundur; çünkü kızıın erkeğe veya erkeğin kıza direkt hayır demesi veya
istemediğini ima etmesi her iki taraf için de hoş bi durum değildir. en güzeli topu anneye atmak, bahaneyi ona buldurmak, söyletmek ve böylelikle paçayı sıyırmaktır.

onlar da, evlilik bu yöntemle olur zannedenler de ve bunu normal karşılayanlar da hep vardır, olmaya devam edeceklerdir; yeter ki siz karşı durmayı ve direnmeyi bilinizdir. direnme yöntemlerine de uygun bi zamanımda değinmek isterim.

(bkz: görücü teyzelere karşı alternatif savunma yöntemleri)

antepdeki ve disaridaki bimlerin farklari

bim'in her ile özel olarak izlediği bir politkanın sonucu satılan gıdalar.
örneğin ızmit'te de öz be öz ızmit pişmaniyesi satılıyor bim mağazalarında. burda da satılıyor demeyiniz, burdaki nası üretiliyo nerden geliyo bilmem de, ızmit bim den aldığınız bir pişmaniyeyi yedikten sonra burdakinin saman gibi olduğunu anlarsınız.
dolayısıyla konya bim de dondurulmuş etli ekmek,
adana bim de dondurulmuş adana kebap vs... görmek gayet normal karşılanabilir.

anteplinin yeni acilan yerlere yaptigi ilk gun baskini

daha şöyle bir 15-20 tane daha büyük alışveriş merkezi vs. açılana kadar geçmeyecek olan bir fantazi.
yeni mekanlara olan hasretin ve talebin göstergesi.

(bkz: şekabel)
(bkz: çetinkaya)
(bkz: metro)

sanko park

antep lisesi

tarih kokan güzel okulum.
ben de en şerif gürsel'li ve belkıs'lı zamanlarını yaşayanlardanım antep lisesinin.
şimdiki zıvanadan çıkmış, saç baş gömlek kıravat her biri bi yere kaymış, çahşımış lise gençliğini görünce bi yandan seviniyorum ne aklı başındaymışız öğrenci gibi öğrenciymişiz diye, bi yandan da üzülüyorum, biz neler çektik zalımların elinden bugünkü gençlik laylaylom halinde ohh!

bir idari kadro hiç mi üşenmez ya her sabah talim yaptırmaya. bir kız öğrenci olarak binaya tek sıra halinde girerken aşağıdakilerden herhangi birini yaptıysanız okula girmek zordur o gün.

--saçını örmemişsen
--örmüşsün ama ucuna siyah haricinde renkli toka, lastik vs. taktıysan
--etek boyun dizin üstündeyse
--çorap rengin kahverengi ve ten rengi dışında bir renkteyse
--botun içine üşümemek amacıyla ince çorap harici bir bot çorabı giydiysen ve bu görünüyorsa
--kaşların inceyse (bu kaş kontrolü belkıs hocaya özeldir)

bir kere merdivende beni kıstıran belkıs hoca "senin bu gaşlarının halı ne, bu yaşta almaya mı başladın incecik. okul bura okuul. niye aliyn gaşlarını" sorusu üzerine ben de "bizde çocukluktan beri bi hastalık var kaşlarımız çok kalın ailece, o yüzden ilkokuldan beri mecburen aldırıyoruz kaşlarımız" gibi süper bir gerekçe sunmuştum. :))
kendisinin de bu cevabıma karşılık gözlerinden ateş çıkmıştı ama ben söyledikten sonra hemen kaçmıştım :d

mehmet niziplioğlu gerçekten süper döverdi, hele bu dövme eylemi sırasında oradan geçen ökkeş kanbağlı da olaya katılırsa tam bir nümayiş olurdu,
bu muhteşem ikiliden aynı anda dayak yemek ise ayrı bir kısmet meselesi tabi.

okul karşısındaki merdane adlı börekçenin sosisli kaşarlı börekleri, bugünkü pek çok dombili insanın kiloları adına ilk ciddi katkıyı sağlamıştır.

son olarak söylemeden edemiycem.
şu an kontrol ne durumda bilmem ama, eski binanın tuvaletlerinde acayip şekilde sigara içilirdi, hatta içerdik.
hala düşündükçe, gençlik enerjisiyle gelen o cesaretime hayran oluyorum. :)
üstelik sigaramı da evden getirirdim, cebimde. burdan şu sonucu çıkarabiliriz: sen öğrencinin saçına başına botuna çorabına bakacağına bi ceket ceplerine bakmayı akıl etsen bak nasıl suç aletleri çıkacak ortaya..

nisantasi sokak

sokak içindeki cafe ve restoranlarda her şey, olması gerekenden iki kat pahalıdır ama yine de müşteri sıkıntısı çekmez çoğu.
çünkü gırrolar buralara gelmez pahalılıktan dolayı, bunun sonucu olarak da yan masada oturup karı kız kesen, hatta kızın yanındaki erkeği biraz gevşek görürse kesme olayını abartan, hatta ve hatta cafeden çıkınca da eve kadar takip eden, esaslı bir kötek yemeden kendine gelmeyen sapıkları barındırmadığı için daha rahat oturulabilen mekanlardır burdaki mekanlar.

amaa istisnalar olabilir tabi, öküz her yerde öküzdür.

gazi orta okulu

hoca olarak sadece bir isim söyliycem ve başka söze gerek kalmayacak, okulun tüm tarihini anlatacak bi isim.
bilenler bilir, isminin üstüne yorum yapmak kifayetsiz kalır. söyleyip susmak en iyisi :)

şevket karataş diyorum, başka da bişey demiyorum. :))

kolejtepe

meşhur bir replikle olayı özetlemek istedim tekrar:

"bir yerde mutlu olmanın ilk şartı orayı sevmektir.
bir yeri seviyorsan orası dünyanın en güzel yeridir;
ama dünyanın en güzel yerini sevmiyorsan, orası dünyanın en güzel yeri değildir."

aynen böyle bişey..

eskici cafe

fiyatların çok uçuk olmaması ve iç dekorasyonun da zevkli yapılmış olması ve tabiii ki de fal bakılıyor olması gibi sebeplerden müşteri potansiyelinin yüksek olduğunu düşündüğüm yer. hallo cello adamlar da gelmediği için sıklıkla tercih edilen bir mekan.
şu an inönü, sarıgüllük, üniversite ve gazi muhtar paşa olmak üzere 4 şubesi var ve hepsi de dolup taşıyor.

10 yıldır öne sürdüğüm tez geçerliliğini korumakta,
bu memleket cafeye aç, sürekli yeni bir yerler açılıyor ve hepsi de müşteri çekmeyi başarıyor.
bu şehirde adamakıllı bir cafe açarsan tutmaması gibi bi ihtimal yok.
her yeni açılan işletmenin tutmama ve kapanma riski vardır ama bu eğer bir cafeyse ve antepte iyi seçilmiş bir yere açılıyorsa böyle bir risk neredeyse yoktur.

gazi orta okulu

"hani erken inerdi karanlık
hani yağmur yağardı inceden
hani okuldan, işten dönerken
ışıklar yanardı evlerde
hani ay herkese gülümserken,
mevsimler kimseyi dinlemezken
hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken

hani herkes arkadaş
hani oyunlar sürerken
hani çerçeveler boş
hani körkütük sarhoş gençliğimizden
hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
eskidendi, çok eskiden...

şimdi ay usul, yıldızlar eski
hatıralar gökyüzü gibi
gitmiyor üstümüzden
geçen geçti
geçen geçti
hadi geceyi söndür kalbim
gençlik de geceler gibi eskidendi
şimdi uykusuzluk vakti..."


duvarlarını konuştursak, buna benzer şeyler duyarız eminim...



erkan anakdarlar goltoon altinda galık beni ara

aklı almayacak kadar kısa sürede ve hızda yayılmış; genç yaşlı kadın erkek çoluk çocuk çombalak demeden antepte yaşayan herkesin belki de aynı anda bildiği tek şey.
çok ciddiym, gerçekten böyle.
ya biri de desin ki "yook ben dinlemedim"
hayır ya, bir şehirdeki herkes aynı anda bilebiler mi bir şeyi.
çok ilginç.

kurstaki coğrafya hocası bile gayet ciddi bir muhabbetin içindeyken:

--hocam test vericem demiştiniz?
--maalesef bugün veremiycem, test odasında unutmuşum vereceğim testleri
--e alın gelin biz bekleriz..
--olmaz.
--neden?
--anekdarlar goltuun altında galık da ondan..

pess diyorum bu hıza ve şöhrete..

kolejtepe

güzide bir semtimizdir.
her yöne bir otobüslük veya dolmuşluk mesafede olup hatta çoğu zaman yürüyerek bile çarşıya gidilebilecek kadar merkezi bir semttir.
hala ağaçlar içinde yemyeşil, hala çok nezih, hala çok güzeldir... her mevsim ayrı güzeldir.. (bkz: entry girerken duygusal anlar yaşamak)
çocukluğuma gençliğime şahittir... evlenmeyi pek düşünmediğim için bunaklığıma da şahit olması muhtemeldir. :)

semte son zamanlarda iki üç tane gay dadanmış olup her ne kadar zararsız görünseler de halkalı şeker tavırlarıyla sinir bozmaktadırlar.
ama kolejtepelilerin, bir gece ansızın zopaları çekip gay arkadaşlara haddini bildirmesi yakındır zannımca..

antep medyası

olay tv'deki şans yıldızı programı yerel medyanın ulaştığı son noktadır. sorulan sorular ve bu sorulara cevap vermek için arayan öğretmen, mühendis gibi mesleklerden insanları görünce insanın nutku tutulabilir.

insan dehasını zorlayan (!) sorular sorulup doğru cevaplayanlara hediyeler verilmektedir. zaten sunucu ve yanındaki süs olarak konmuş olan hatun kişi akla zarardır.
bizzat şahit olduğum diyaloglar:

- tekmenin anteplicedeki adı nedir?
- depik

- özellikle kahvaltıda içtiğimiz, siyah renkli olan ve sıcak içilen içeceğin içine tatlanması için attığımız beyaz ve tatlı maddenin adı nedir?
- şeker (bunu diyen mühendis bir amca, ve hiçbirimizin aklına gelmeyen bu cevabı verince bir sevinç ve coşku hasıl oluyor amcanın evinde ve stüdyoda)

bi de sunucunun aldığı sponsorların hepsini program içinde en az 5-10 kez söyleme zorunluluğu var. bu nedenle arayan insanlarla sunucu arasında tuhaf konuşmalar oluyor.

- cergibozanlar a gettiiz mi?
- yok getmedik.
- e gedin o zaman.

- hakan elektroniğe gettiiz mi?
- yok getmedik.
- bak olmey ama, en kısa zamanda gedicin.
- peki.

insan düşünmeden edemiyor. neden antep'in tüm yerel kanallarında görüntü kalitesi suluboya resim kıvamında?
koca memlekette sunuculuk işini hakkıyla yapacak bir allah'ın kulu yok mu?
ayrıca bu adamlar hiç mi ulusal kanal izlemiyor da bu yayınlar ve programlar trt'nin ilk yayına girdiği zamanları mumla aratır nitelikte?..

sadece bursa'nın olay tv'si veya antalya'nın btv'si örnek alınsa o bile kurtarır bizim yerel medyayı ama ne çare...

belluriye

fıstıklı dondurmayla acayip bir ahenk oluşturan tatlı.

beyran

kelle paça yemeyen ve uzun yıllar da beyranın kelle paçayla aynı şey olduğunu düşünüp katiyyen tadına bakmamış benim gibi inadım inat bir insana bile, bir gece ansızın baba-kardeş ikilisinin ikna kabiliyeti neticesinde yedirilmiş olan anlatılmaz yaşanır şey...
bu nasıl bişeydir bu nasıl bir tattır derken koca tabağı bitirmişim. kelle paçayla alakası olmayan enfes bişey. yemeyen herkes yemeli ve önyargıyı bi süreliğine kenara bırakmalıdır.
çok pis ekmek yediriyo orası ayrı,
diyetteyken yenmemelidir, duman eder diyeti.

anteplinin supermarket gezmeleri

süpermarket değil ama katlı alışveriş merkezi ve dolayısıyla yürüyen merdivenle ilk kez karşılaşma yıllarında süper görüntülere şahit olmuşluğum vardır bizzat.
misal, çetinkaya ilk açıldığında bilenler bilir, yürüyen merdiven çökmüş ilk gün.

sonraki zamanlar çetinkaya'ya bi gidişimde ki son gidişimdi sanırım,
çocuk, yürüyen merdivenden inmeye teşebbüs eden babasına "acı ben de biniym merdivanaaaa" diye bağırıyodu.

eşkiliufaksözlük okurken gülmekten ölmek

sabahtan beri nası trip halindeydim, az önce yerli mali haftasina antepli cocuklarin goturdukleri başlığını okuyunca koptum :) böyle bişi heralde :)

cıllımak

cıllıdı şişti g.tü pişti,
diye bir tekerlemesi de mevcuttur.

antep deyimleri

  • /
  • 4
Henüz hiç başlık açmamış.
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 72

bir gaziantep klasiği olarak görücü teyzeler çetesi

antep avradi türünün en tehlikeli formlarından biridir görücü teyzeler. antepli kadınların erkek çocuk sahibi olduktan sonra farkına varmadan geçirmeye başladıkları başkalaşım,
oğlanın tahmini 25 yaşına gelişiyle birlikte tamamlanır. derken bir düğünde dernekte veya bayramlaşma sırasında bir kızın görülmesi, en sık olarak da bir altın gününde
kendi gibi bu işe sarmış başka teyzelerin tavsiyesi üzerine kızın bulunması şeklinde devam eder. kız artık bulunmuştur, çaresi yoktur, saklansa da boştur.
acilen kızın ailesinin kim ya da kimlerden olduğu öğrenilir, ev telefonu bir şekilde elde edilir ve kızın evi aranır.
(kızların ev telefonlarını bulup bunlara veren gizli bi görevli her zaman vardır)
bu arada tüm bu gelişmelerden, yani kendisine kız arandığından/bulunduğundan, evlenmesi planlanan erkek kişisinin çoğu zaman haberi yoktur.
haberi olup da evleneceği kızın önce başkaları tarafından görülüp beğenilmesine ve kendi görüp seçmek yerine başkalarının seçmesine razı olan birinin de
daha en başından kendi seçimlerini kendi yapamazken bir evliiliği nasıl yürüteceği merak konusudur.

gelelim telefon faslına. kızın evi aranır ve yalansız dolansız abartısız aynen şuna benzer bi konuşma yaşanır:

- aloo, eyi aaşamlar canım, .... nın evi mi?
- evet
- ben telefonuuzu birinden aldım da, kızınız varmış? (bu soru görünümlü son şey aslında "evlilik çağında ve bekar bir kızınız varmış, görmek istiyoruz" demek
ama artık herkes öyle aşina olmuş ki bu sisteme, biri diğerinin ne demek istediğini anlıyor hemen)

-evet var
-ee biz görmeye gelicik de, ne zaman müsait olursuuz?
-kimsiniz hanımefendi?
- acı onu söylemesek olmaz mı?
-telefonumuzu size kim verdi?
-onu da söylemeym acı.

işte bu cümle kilit noktadır. eğer bu delilere uymuş başka bi tür deli de sizseniz veya bu sizin ilk deneyminiz ise "burda bu işler böyle oluyo heralde" düşüncesiyle
bunu olağan karşılar şu gün müsaitiz buyrun dersiniz ki bunu diyenlerin sayısı tahmin edilemeyecek kadar çok. çünkü bir kızın evine görücü adı altında
ne kadar çok kişi gelirse o kadar iyidir, popülerite artar ve pazarlık kızışır inanışı hakimdir çoğu kız annesinde.

ama "ohaa lan, hırsız mısın sapık mısın manyak mısın armut musun, kim olduğunu ne bilecem, git gara yerin dibine bul kimi buluyosan" diye düşünerek
(ama bu düşünceleri ayıp olmasın diye seslendiremeyerek), "bizim kız sınava hazırlanıyo, düşünmüyor şu anda" veya "bizim kız okuyor, daha düşünmüyoruz" vb. bahanelerle
savuşturup telefonu kapatan insanlar da mevcuttur tabii ki.

çok uzun oldu ama olayın teknik (ya da gelişme) bölümüne de değinmek gerekiyor:

kızın evine gelinir. çete, tahmini 2-3 kişiyle hareket eder. diğer üyeler oğlanın teyzesi, anneannesi, babannesi, halası, kız kardeşi veya ablasından oluşabilir, kolayda hangisi varsa artık o getirilir.
hoş geldiniz beş gittiniz vs. muhabbetlerden sonra kızımız kahveleri yapar getirir, daha önce hiç karşılaşmamış olan iki taraf da neden orda bulunduklarını
bildikleri halde bilmiyomuş gibi davranırlar. kahveler biter, bu arada kız göz ucuyla iyice bi süzülmüştür. beğendilerse çıkışta kızın telefonunu, msn adresini falan isterler;
beğenmedilerse bir iki laf yuvarlayarak hemen ayakkabılarını giyip kaçarlar.

biz beğendiklerini varsyarak sonuç kısmına geçelim:

aynı günün akşamı veya bir iki gün içinde erkek kişisi kızı telefonla arar. normal zamanda sevdiği kıza açılmak veya benzer durumlarda utanan, çekinen, kırk takla atan
erkek kişisinin böyle bi durumda hiç utanmak, sıkılmak, gerilmek vb duyguları yaşamadan rahat rahat telefon
açıp kızla kırk yıllık ahbap gibi konuşması da ayrıca hayret verici bişeydir. dünyanın en salakça telefon görüşmesi yapılır,konuşulur, bir yer ayarlanır, görüşülür
ve birkaç görüşme sonunda hemen bir sonuca varılması beklenir. kısacası iki üç kez gördüğün bir insanla evlenmeye karar vermeniz ya da vermemeniz
beklenir. sistemin elemanı olmuşsanız zaten bu karar size zor gelmez ama bu sisteme ısrarla direnen biriyseniz daha ilk görüşmede istemediğinizi
ima etmeniz gerekir ki daha fazla uzamasın. hayır demek ise ayrı bir sorundur; çünkü kızıın erkeğe veya erkeğin kıza direkt hayır demesi veya
istemediğini ima etmesi her iki taraf için de hoş bi durum değildir. en güzeli topu anneye atmak, bahaneyi ona buldurmak, söyletmek ve böylelikle paçayı sıyırmaktır.

onlar da, evlilik bu yöntemle olur zannedenler de ve bunu normal karşılayanlar da hep vardır, olmaya devam edeceklerdir; yeter ki siz karşı durmayı ve direnmeyi bilinizdir. direnme yöntemlerine de uygun bi zamanımda değinmek isterim.

(bkz: görücü teyzelere karşı alternatif savunma yöntemleri)

osuran göte arpa çöree mahana

ia osuran göte arpa çöreği bahane.

kişilerin yapamadıkları bir şey için saçma sapan bahaneler bulması durumunda kullanılan atasözünün gaziantep varyantı.

- lan oglum bu nası garne, emmiyin oglunu heç mi örnek almiyn sen?
- ama baba onnarın evinde bilgisayar var, ondan dersleri eyi.
- yeri baalim, osuran göte arpa çöree mahana!

antep medyası

olay tv'deki şans yıldızı programı yerel medyanın ulaştığı son noktadır. sorulan sorular ve bu sorulara cevap vermek için arayan öğretmen, mühendis gibi mesleklerden insanları görünce insanın nutku tutulabilir.

insan dehasını zorlayan (!) sorular sorulup doğru cevaplayanlara hediyeler verilmektedir. zaten sunucu ve yanındaki süs olarak konmuş olan hatun kişi akla zarardır.
bizzat şahit olduğum diyaloglar:

- tekmenin anteplicedeki adı nedir?
- depik

- özellikle kahvaltıda içtiğimiz, siyah renkli olan ve sıcak içilen içeceğin içine tatlanması için attığımız beyaz ve tatlı maddenin adı nedir?
- şeker (bunu diyen mühendis bir amca, ve hiçbirimizin aklına gelmeyen bu cevabı verince bir sevinç ve coşku hasıl oluyor amcanın evinde ve stüdyoda)

bi de sunucunun aldığı sponsorların hepsini program içinde en az 5-10 kez söyleme zorunluluğu var. bu nedenle arayan insanlarla sunucu arasında tuhaf konuşmalar oluyor.

- cergibozanlar a gettiiz mi?
- yok getmedik.
- e gedin o zaman.

- hakan elektroniğe gettiiz mi?
- yok getmedik.
- bak olmey ama, en kısa zamanda gedicin.
- peki.

insan düşünmeden edemiyor. neden antep'in tüm yerel kanallarında görüntü kalitesi suluboya resim kıvamında?
koca memlekette sunuculuk işini hakkıyla yapacak bir allah'ın kulu yok mu?
ayrıca bu adamlar hiç mi ulusal kanal izlemiyor da bu yayınlar ve programlar trt'nin ilk yayına girdiği zamanları mumla aratır nitelikte?..

sadece bursa'nın olay tv'si veya antalya'nın btv'si örnek alınsa o bile kurtarır bizim yerel medyayı ama ne çare...

gelin görme

antep'te, düğünlerden bikaç hafta sonra yapılan, evlenen kızın düğününe teşrif edememiş, onu gelinlikle görememiş ve takısını takamamış kişilerin takılarını takmak için, geri kalan akraba ve tanıdıkların da kızın evini, ceyizini görmek için teze gelinin evine geldikleri, tahminen bir ya da iki hafta süren ve bu süreç boyunca zavallı kızımızın evin içinde gelinlikle dolaştığı, bana göre akıl almaz süreç.

bu süreç içinde kızın ne kadar ceyizi, antep isi varsa ortaya dökülür.
eve gelenler fısır fısır dedikodu yaparak odaları gezip tüm detayları çok dikkatli bir şekilde incelerler.
bu gezme sırasında da şöyle diyaloglar duymak mümkündür:

- bacım, ben bizim aslı'ya da yaptırıcıydım bu dahımdan amma bahalı söyledi adı batasıca zöhre garısı.
- (annesi tarafından zorla oraya getirilen ve evlenmem diye tutturmuş olan kıza:) bah da gör elalemin gara çarpana gızına neler alıklar, daha sen evlenmem deyp otur.
- (muhtemelen kız tarafından biri:) şu yatak odası dahımının halına bah hele, beleşe getti bizim gız beleşeee...

bu diyalogları artırmak mümkündür tabi...

anteplinin supermarket gezmeleri

süpermarket değil ama katlı alışveriş merkezi ve dolayısıyla yürüyen merdivenle ilk kez karşılaşma yıllarında süper görüntülere şahit olmuşluğum vardır bizzat.
misal, çetinkaya ilk açıldığında bilenler bilir, yürüyen merdiven çökmüş ilk gün.

sonraki zamanlar çetinkaya'ya bi gidişimde ki son gidişimdi sanırım,
çocuk, yürüyen merdivenden inmeye teşebbüs eden babasına "acı ben de biniym merdivanaaaa" diye bağırıyodu.

antep medyası

olay tv'deki şans yıldızı programı yerel medyanın ulaştığı son noktadır. sorulan sorular ve bu sorulara cevap vermek için arayan öğretmen, mühendis gibi mesleklerden insanları görünce insanın nutku tutulabilir.

insan dehasını zorlayan (!) sorular sorulup doğru cevaplayanlara hediyeler verilmektedir. zaten sunucu ve yanındaki süs olarak konmuş olan hatun kişi akla zarardır.
bizzat şahit olduğum diyaloglar:

- tekmenin anteplicedeki adı nedir?
- depik

- özellikle kahvaltıda içtiğimiz, siyah renkli olan ve sıcak içilen içeceğin içine tatlanması için attığımız beyaz ve tatlı maddenin adı nedir?
- şeker (bunu diyen mühendis bir amca, ve hiçbirimizin aklına gelmeyen bu cevabı verince bir sevinç ve coşku hasıl oluyor amcanın evinde ve stüdyoda)

bi de sunucunun aldığı sponsorların hepsini program içinde en az 5-10 kez söyleme zorunluluğu var. bu nedenle arayan insanlarla sunucu arasında tuhaf konuşmalar oluyor.

- cergibozanlar a gettiiz mi?
- yok getmedik.
- e gedin o zaman.

- hakan elektroniğe gettiiz mi?
- yok getmedik.
- bak olmey ama, en kısa zamanda gedicin.
- peki.

insan düşünmeden edemiyor. neden antep'in tüm yerel kanallarında görüntü kalitesi suluboya resim kıvamında?
koca memlekette sunuculuk işini hakkıyla yapacak bir allah'ın kulu yok mu?
ayrıca bu adamlar hiç mi ulusal kanal izlemiyor da bu yayınlar ve programlar trt'nin ilk yayına girdiği zamanları mumla aratır nitelikte?..

sadece bursa'nın olay tv'si veya antalya'nın btv'si örnek alınsa o bile kurtarır bizim yerel medyayı ama ne çare...
Henüz takip ettiği biri yok.
Henüz takip eden biri yok.