mitokondri

Durum: 2328 - 0 - 0 - 0 - 23.03.2016 17:21

Puan: 20078 -

12 yıl önce kayıt oldu. 1.Nesil Admin.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 117

satlik

nenem rahmetliynen yaşadığımız bir diyalog

- garşı apartmandæğ 1. gat dayreyi boşladıylar..
+ beee, daşınıylar mı?
- he satılık dey asmışlar..
+ hee..
- gaç kæat isteylermiş ariym da soruym hele dur. numarasını yazıklar..
+ satılıksa neen ariyn?
- satılık oldoo için arıym işde.
+ satılıksa söylemezler..
- satılıksa neen söylemesinler adam satmak istemey mi nene?
+ oğlum satılık gedik, satık adam saa neen söylesin parasını..
- yav eyle deel yav, satıcı adam satılık satılıık..
+ satlık desene ooolum o zaman, ben de sabah belli ne dey bu oğlan deym.. satılıksa satılık gedikdir.
- vahahahahahahh yav nene ne deyn sen yav...

deseneng

kibar antepliler " hadiseneng" olarak da gullanıy...

antebistik aforizmalar

damat hamamı

gelin hamamı

kırklık

ramazan 2015

bu sene ramazan eyi esiy yoorum..
heç incinmiyk yani çok şükür..
memnunuk genninden.

ramazanın 27'sinde de oldoo kimi gene bir iftar düzenliyek deyk ne deyseez?

nevse hamamı

antepte hamam kültürü

güzin bakışoğlu'nun 9 aralık 2014 tarihli köşe yazısını aynen aktarıyorum.

anadolu’nun her köşesinde olduğu gibi osmanlılar ile başlayan türk hamam kültürü, gaziantep’te de kendini gösterir. farklı zaman dilimlerinde hem vakıflar hem de şahıslar tarafından birçok hamam yaptırılır. evliya çelebi, seyahatname’de antep’ten övgüyle bahsederken hamamların çokluğuna da vurgu yapar.
bunlardan yalnızca iki kapılı hamam ve eski hamam (1557 öncesi), keyvanbey hamamı (16. yüzyıl), şeyh fethullah hamamı (16. yüzyıl ortaları), paşa hamamı (1560’lar), hüseyin paşa hamamı (1727), naip hamamı ve tabakhane hamamı tüm zorluklara rağmen asıl işlevlerini günümüze kadar taşıma başarısı gösterebilmişler. buraların mimarisi genellikle soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve hamamın ısıtıldığı külhan olmak üzere dört bölümden oluşur. sıcaklıklar bir adet büyük, yıkanma odalarıysa küçük kubbelerle örtülüdür.

tutlu hamamı değişiklik geçirip depo haline gelirken toprak altında kalmış. tişlaki hamamı (1536 öncesi), bağat hamamı(1557 öncesi), kadı hamamı(1557 öncesi), akyol hamamı(16. yüzyılın üçüncü çeyreği), bey hamamı (çukur), koca nakib hamamı (18. yüzyıl başları), mücelle hamamı, piyâle paşa hamamı ve tüffâh hamamından hiç eser kalmamış.

ha bu arada gaziantep kalesi içinde bulunan kale hamamı kalıntıları alanında gerçekleştirilen arkeolojik çalışmalardan, bu hamamın taa eyyubiler dönemi’nde (1171-1250) yapıldığını anlıyoruz.

eski antep evlerinde musluklardan şarıl şarıl su akan banyo olmadığı için insanlar su dökünme işini gerektiğinde evlerin hemen giriş kapısı önünde bulunan ve “ eşiklik” denilen yerde yaparlarmış. şöyle ki; kapıların alt kenarına gelen ve döşeme düzeyinden 10-20 santimetre yüksekliği olan taş, tahta ya da madenden parçaya eşik deniliyor. şimdi eşikten içeri girdiniz ama bir basamak iner gibi de oldunuz. evet, kapı açıklığında bulunan dört köşe, bir metrekare kadar genişlikte ve 15-25 santimetre derinliğinde, gideri olan bu bölüme “eşiklik” deniyor. belki hatırlarsınız, eskiden ayakkabılar da orada çıkarılır ve sonra içeri girilirdi. önce ocaklıkta * kulplu kazanlar veya ibriklerde su ısıtılır, sonra eşiklikte minnacık bir tabure üzerine oturularak su dökünülürmüş. aynı şekilde mutfaklarda gideri olan bir köşede mini yıkanmalar olurmuş. çocukken, annemin beni de mutfağın bir köşesinde kocaman bir bakır leğenin içinde yıkadığı anlar geldi aklıma. dar alanda mum gibi oturup yıkanılmak hiç de hoş değildi doğrusu.
eşiklikten bahsettik, gaziantepliler’e özgü bu sözü de atlamayalım; “ evde var eşiklik, hamama gitmek eşeklik!” yani; bir kapı girişi veya eşiklik varsa, hamama gitmek savurganlıktır!

anadolu’nun her yerinde olduğu gibi gaziantep hamamları da gelin hamamı, damat hamamı, adak hamamı, kız beğenme hamamı, şirket hamamı, asker hamamı, nevse hamamı, sünnet hamamı gibi çeşitli bahanelerle eğlenceli törenlerin yapıldığı ve sosyal hayatın vazgeçilmez mekânları olarak uzun yıllar cazibelerini korumuşlar.

tarihi kır kahvesi’nde biraz mola verdikten sonra sıcak havayı göze alarak tekrar yola koyuldum. gaziantep hamam kültürünü yerinde yaşamak üzere gideceğimiz naip hamamı, gazi şehrin en eski hamamlarından biri. 1640 yılında geleneksel osmanlı hamam mimarisi özelliklerine göre inşa edilmiş, sırtını gaziantep kalesi’nin eteklerine vermiş, etrafı da rengârenk çiçek tarhları ve yürüme yollarıyla çevrili. uzaktan öyle ufak tefek ve öyle hoş gözüküyor ki, inanın bir an hamamı yanıma alıp götüresim geldi… aslında hiç de öyle küçük değil, tam 742 metrekare bir alan üzerine dağılmış, burada gaziantep hamamlarının tipik bir özelliği ortaya çıkıyor, o da ısı kaybını önlemek amacıyla neredeyse yarısına kadar toprağa gömülü olarak yapılmış olmaları. hamamın yarısı toprak altında olunca dışarıdan tabii ki küçük görünür, değil mi? seksen yıl boyunca hiçbir tadilat görmeden kullanılan hamam, osmanlı hamam kültürünün korunması ve yaşatılması amacıyla, gaziantep büyükşehir belediyesi kültür yolu projesi kapsamında, avrupa birliği’nden sağlanan hibe fonlar ile restore edilerek 2007 yılında tekrar hizmete açılmış.

bir merhabayla hamamın sokak kapısından içeri girdim. “baş göz üstüne” dediler. bu kısımda galle*, minik emanet dolapları, oturacak bir-iki bank var. sağa ve sola açılan koridorlardan geçilerek tuvalet, kafeterya, spor salonu ve saunaya gidiliyor. bu saydığım birimler restorasyon aşamasında hamama sonradan ilave edilmiş. giriş kısmına açılan bir kapıdan birkaç basamakla hamamın “soğukluk” kısmına iniliyor. gösterişli kubbesiyle burası geniş ve ferah bir yer. dört bir tarafı üç basamaklı tahta merdivenlerle çıkılan onlarca soyunma odasıyla dolu. ayrıca birkaç seki üzerine kilim, minder ve yastık konularak rahatça oturma ve uzanarak dinlenme imkânı yaratılmış. soyunma, giyinme işinin yapıldığı odacıklara (loca) girmeden önce birden aklıma geldi, benim yanımda hamama giderken götürülmesi gereken eşyalardan hiçbiri yok! hemen sorup soruşturdum ve hamamda yıkanmak için gereken her şeyi küçük bir ücret karşılığında buradan temin edebileceğimi öğrendim.

gayme (natır) denilen yıkayıcı kadınlardan biri bana hemen yardımcı oldu. meşefe (peştemal), sabun, terlik, havlu, kese, lif ve hamam tası beş dakikada bir araya toparlanıp soyunma odasına getirildi. gaymeler hamamların vazgeçilmez simalarından biri. beni yıkayacak olan gayme döne hanım uzun yıllardan beri hamama hiç gelmediğimi hemen fark etti. güler yüzle, tatlı dille buradan memnun ayrılacağımı üstüne basa basa söyledi ve bir çırpıda tam dokuz yıl öncesinden bu işi annesinden miras aldığını anlatıverdi. anlattıkları bu kadarla da kalmadı eskilere dem vurdu. benim de zaten canıma minnet. çok detaylı olan gaziantep hamam kültürünü ve buna ilişkin eski âdetleri hem yerinde hem de yaşayarak öğrenmek oldukça heyecanlı ve hoş olacak.

eskiden günler öncesinden hazırlıklar yapılırmış. hamama gidecekler bohçalarını hazırlayıp “ natıra” denilen hamam çalışanlarına haber gönderirlermiş. varlıklı, bahşişi bol müşteriler daha hoş tutulurmuş. natıra gelir, evlerden bohçaları, kil leğenini, yiyecek sepetlerini alıp hamama getirir, müşterinin isteği doğrultusunda hem soğuklukta hem de sıcaklıkta yerlerini ayırırmış. sıcaklığa yakın yerler daha revaçtaymış. getirdikleri halı veya kilimleri dinlenme yerlerine yayar ve müşterileri gelene kadar kimseleri oraya oturtmazmış. gelen de hiç sıra beklemeden kendisine ayrılan yere yerleşir ve saatlerce hamamın keyfini çıkarırmış. “sıra beklemek mi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. yanlış okumadınız! geleni gideni o kadar çokmuş ki hamamların, bir boş kurna başına oturmak için bazen saatlerce sıra beklenirmiş. hele hele bayram gibi özel günler arifesinde yoğunluk kat kat artarmış.

bir an ortada bulunan sekizgen şekilli havuzun fıskiyesinden fışkıran su sesinin inceden kulağımı okşadığını fark ettim. meşefeyi sarınıp, elimi yüzümü havuzun suyuyla ıslatıp, ayaklarıma da biraz su döktükten sonra, gaymeyle birlikte ılıklık denilen bölüme girdik. bu bölümün aslında keseleme yeri olduğunu fakat müşterilerin birçoğunun sıcaklıkta bulunan göbek taşını tercih ettiğini öğrendim. ayrıca burada vücutta istenmeyen tüylerin farklı yöntemlerle ( hamam otu.. vs.) temizlenmesi için özel bir odacık da bulunuyor. gerekli her türlü malzeme istenirse hamam kallesinden temin edilebiliyor.

ılıklıkla sıcaklık arasında bulunan tahta kapıya gelmemiz iki saniye sürdü sürmedi. bu bölüm soğukluğa nazaran biraz daha sıcak. bilmem hatırlar mısınız? eskiden bazı kapıların arkasında kalın sicime bağlı ağır bir taş olurdu. sicimin diğer ucu ise kapının üst orta kısmında bulunan makaradan geçirilip duvara sabitlenirdi. böylece taşın ağırlığından istifade edilip kendiliğinden kapanan bir kapı elde edilirdi. bu yöntem sanırım hamamların sürekli nemli havasının çivi ve menteşelere verdiği zarar yüzünden çözüm olarak keşfedilmiş. işte buna yaratıcılık denir, basit ama çok etkili…

sıcaklığa adım atar atmaz, etrafa yayılmış buhar ve sıcaktan bir an nefesim kesilir gibi oldu! sokaklar sıcak, hamam sıcak ne olacak benim hâlim!.. eee hamama girdik artık, terlemeden çıkmak yok! hamam müşterileri parmakla gösterilecek kadar az. kış aylarında o kadar kalabalık olurmuş ki iğne atsan bulunmazmış…

yavaş yavaş etrafta ne var ne yok farkına varmaya başlıyorum. gaziantep hamamlarının kubbelerinde aydınlık sağlayan yıldız şekilli ışıklıkları ve renkli taş döşemeleriyle dikkat çekici olduğunu ve aynı zamanda eyvanlara (bir tarafı dışarıya açık olan oda) ve halvetlere (topluluktan ayrı yıkanılan, çok sıcak odacıklar) ağırlık verildiğini okumuştum. şimdi hepsi bir bir gözümün önündeler.

tam ortada, zeminden yaklaşık yarım metre yükseklikte altıgen bir göbek taşı bulunuyor. buraya şöyle bir uzanıp kubbeden süzülen tatlı ışığın altında bedeni terlemeye, rahatlamaya bırakmanın keyfi hamamdan başka nerede yaşanabilir ki? göbek taşını curun denilen kurnalı yıkanma yerleri ve halvetler çevreliyor.

döne hanım; “haydi bakalım geç curunun başına ve başla su dökünmeye!” deyip hamam tasını elime tutuşturdu. hamama gelenler sırasıyla terleme ve keselenme, birinci su ile yıkanma, yemek yeme ve ikinci su ile yıkanma olmak üzere dört aşamadan geçerek yıkanırlarmış. terlemeye başlamak üzereyim, yemek yeme işini belki soğuk bir şeyler içmek üzere değerlendiririm. demek ki önümde üç aşama daha var. “yazın ortasında hamam, bu nasıl olacak?” demiştim ama işler hiç de düşündüğüm gibi olmadı. süslü musluklardan güldür güldür akan sıcak ve soğuk suyu curunda ılıştırıp dökünmeye başladıktan kısa bir süre sonra kendimi bütün gün burada kalabilecek kadar rahat hissettiğimi fark ettim.

yukarıda kil leğeninden bahsettik ya! iyi de hamamda kil leğeninin ne işi varmış bir bakalım; eskiden saçlar kille (yumuşak ve yağlı toprak) yıkanırmış. hamamda kil leğenine bir miktar kuru kil konularak suyla karıştırılır, buna kil ıslamak denilir. çamur halindeki kilden avuç avuç sürülerek başın üzerinde toplanan saçlar iyice çitilendikten sonra suyla durulanır. kilin saçlara parlaklık ve yumuşaklık verdiği gibi güçlendirdiği de söyleniyor. içinde hiç bir kimyevi madde olmayan kil doğal temizlik malzemesi. keşke tembellik etmeyip kile geri dönsek, ne kadar sağlıklı olur…

gayme arada bir gelip keseye hazır olup olmadığımı kontrol ederken anlatmaya da devam ediyor. “eğlencesiz hamam olmaz, sesi güzel olanlar başlarlar şarkı, türkü söylemeye, diğer müşteriler de onlara eşlik ederler. zaten hamamda herkesin sesi güzel çıkar. birileri ellerine nemden ve sıcaklıktan etkilenmeyen çiğ köfte leğenlerini alır, diğerleri de ellerine geçirdikleri bakır kaplarla -bu hamam tası da olur- başlarlar tempo tutmaya, neşelenip oynamaya.”

ara sıra kavgalara da sahne olurmuş bizim terleten mekânlar. şu ya da bu sebepten genelde curun başı kapma sırasında hanımlar ellerine ne geçirirlerse birbirlerinin kafasına atar, ağızlarına da ne gelirse sayıp dökerlermiş. gürültü patırtı alır başını gider, hamamın içine bir uğultu yayılırmış. birden gözümün önüne havada uçuşan hamam tasları, lifler, sedef kakmalı nalınlar, kalıp sabunlar ve şimşir taraklar, tarak çantaları geldi! “burayı kadınlar hamamına çevirdiniz!” sözü de bu sahnelerden kaynaklanıyor olmalı.

sıra geldi kese işine. döne hanım’ın eli de bayağı çabuk doğrusu. kese sırası bekleyen müşterilerin gönlünü hoş tutabilmek için de böyle hızlı olmak gerekir sanırım. herkes gayme tarafından yıkanır diye bir kural yok tabii. curun komşusu veya eş-dost birbirini kese yapıp liflerken kim bilir hangi konularda sohbet ederlerdi? şimdi balıklı bir hamam tası olsaydım, hamam sohbetlerine şahitlik etseydim burada anlatacaklarım ne çok olurdu…

sevgili gaymem gözümün yaşına bakmadan, evire çevire beni bir güzel keseledi. inanın bütün gözeneklerimin anında açıldığını hissettim. nizip’in has zeytinyağlı sabunuyla saçlarımı neredeyse kafa derimi yüzercesine yıkayıp bir güzel de lifledi. curuna akan mis gibi suyla durulandıktan sonra terleme, keselenme ve birinci su ile yıkanma aşamaları da böylece bitti. güya her gün duş alıyoruz, bu kadar kir nasıl çıkar anlamadım gitti! demek ki marifet hem hamamda hem de bütün kiri gözler önüne seren kesecide…

neredeyse sıcaktan bayılmak üzereydim ki soğukluğa çıkma aşaması imdadıma yetişti. meşefeye sarınıp soğuklukta kendime oturacak rahat bir yer buldum. etraf çok sakin, çıt yok. yolculuğun tozunu-toprağını üstümden atmanın verdiği rahatlıkla, havuzcuktan gelen su seslerini dinlemeye başladım. sevgili gaymem sanki içimi okumuş gibi elinde bir bardak demli çay ile çıktı geldi. başka bir şey dileseydim olacakmış demek ki…

yükü çok ağır bizim kadınlarımızın. haftalar önceden belirledikleri hamam gününe kadar çamaşır yıkar, ekmek yapar, yün çırpar, bağa-bahçeye bakar, salçayı, şireyi hazırlar. bitmek, tükenmek bilmeyen ev işlerini de bitirdikten sonra hamamın yolunu tutma zamanı gelir. o gün mutfakta sıcak yemek pişmez, evin erkeği tarafından çarşı yemeği temin edilirmiş. kebap ve lahmacunun başkenti gaziantep’te bu yemekler başka ne olabilir ki?

bu arada hamamdaki yemek faslına biraz değinelim; birinci yıkanmayı bitiren kadınlar soğuklukta serili halı, kilim veya çaputların üzerine uzanır, oturur biraz dinlenirlermiş. şen-şakrak sohbetlerin yanı sıra sofra bezleri yayılır, allah ne verdiyse getirilen yöresel yiyecekler ve mevsimlik meyveler sofra tahtaları üstüne konulurmuş. maş ve lolaz piyazı bu sofralardan hiç eksik olmazmış. ayrıca kadınlarının kıymetini bilen kocalar, hamama yiyecek sepeti gönderirlermiş.

bu kadarla da kalsa iyi, gaziantep hamamlarından hiç çiğ köfte ve malhıtalı (kırmızı mercimekli) köfte yoğrulup yemeden çıkmak olur mu? tabii ki hayır! dillere destan lezzet çiğ köftenin malzemeleri ve yoğurmak için gerekli olan leğen birlikte getirilir, zevkle hazırlanıp diğer hamam sakinlerine birer hanne (sıkım) ikram edilir ve hep beraber afiyetle yenirmiş. tabii ki toplumun her kesimden gelen insanlar keselerine göre bu hoş hamam kültürünü yaşarlarmış. kimi az kimi daha çok imkânla buraya gelmiş olsalar bile sonuca bakmak gerekir! o da hamamdan herkesin pırıl pırıl ve zinde bir şekilde ayrılıyor olması…

bugün, bütün bu hoş âdetleri göremeyeceğim için çok üzgünüm. anlatılanları duydukça, keşke hamam kültürünün en yoğun yaşandığı zaman dilimlerinde ben de burada olsaydım diye içimden geçirmeden edemedim…
gaziantep’in değerli evlatlarından biri olan mimar abdülkadir evişen’in, gaziantep hamamları üzerine hazırlamış olduğu bir yazıdan dikkatimi çeken birkaç bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum: hamamlarda eskiden az da olsa görülen tedavi ağırlıklı bir uygulama daha varmış. buna göre müşterilerin isteği üzerine natır veya gayme tarafından hamamın kazan önü denilen kısmına bir varil konulur ve bunun içi sıcak suyla doldurulur. vücudunda ağrı-sızı olan kişiler varilin içine girerek dayanabilecekleri kadar kalırmış. ıslak sıcağın bazı ağrıları tedavi etmek için kullanıldığı burada da kendini gösteriyor. kaplıcalardaki havuz ve küvetlerde bu tip uygulamayı çok gördüğümü hatırlıyorum.
ayrıca azınlıkların gittikleri bazı hamamlardaki (iki kapılı, büyük paşa vb.) ılıklığın bir bölümünde yaklaşık bir metre derinliğinde, içerisi yağmur suyu ile doldurulmuş “ gulleytin” denilen küçük havuzlar varmış. musevi vatandaşlar manevi temizliklerini haham gözetiminde burada üç kez soğuk suya girip çıkarak yaparlarmış.

döne hanım’ın ikram ettiği ikinci bardak çayı keyifle yudumladıktan sonra sıra geldi ikinci yıkama aşamasına. birlikte tekrar sıcaklıktaki kurna başına döndük. baş yıkama, liflenme, kısa kısa omuz masajının nihayetinde, bol bol su dökünüp durulandıktan sonra ver elini son kez soğukluk.

kuru meşefeye sarınıp soğukluğa gelince, gayme elinde üç mezer (havlu) ile beni karşıladı. büyük havluyu bedene, küçük havlulardan birini omuzuma ve diğerini ensemden başa doğru doladı ( keçik). ardından “bir şeyler içer misin?” diye sorduktan sonra da dinlenip giyinmek üzere beni yalnız bıraktı.

şimdi bir eksiğimizi tamamlayalım ve bakalım hamamlar nasıl ısınıyor; ısıtma yeri olan külhan gözlerden uzak bir şekilde hamamın altındadır. burada bulunan ocak üzerinde sıcak su kazanı, onun üzerinde soğuk su deposu vardır. yanan ateşin alev ve dumanı ocak dibinden özel kanallarla hamamın zemini ve duvarlarından geçerek, sıcaklığın tam ortasındaki göbek taşının altına kadar gelir. oradan da hamam duvarlarında bulunan kanallardan dolaşıp tüteklik denen bacadan dışarı çıkar-gider. sıcak su ise göbek taşının altından kanallarla geçirilerek sıcaklıkta bulunan musluklara ulaştırılır. böylece hem dumanın hem de sıcak su borularının ısıtmasıyla hamamın en sıcak yeri göbek taşı olur. bu taşın altına çok sıcak ve karanlık olduğu için cehennem denir.

kulaklarımda su sesi ile duvarda asılı sırları dökülmüş antika aynaya kubbeden yansıyan ışık hüzmelerini uzun uzun seyrettim. ardından ağır hareketlerle giyinip etrafa son bir kez daha göz atıp soğukluktan dışarı çıktım. döne hanım’la vedalaşıp helalleştikten sonra ruh ve beden temizliğinin vazgeçilmez mekânı hamamdan bir daha gelmek üzere ayrıldım. yaz sıcağında hamama gidilir mi demeyin, kuş gibi hafifleyip çıkacağınıza eminim…

dışarısı günlük güneşlik. hamamın önünden geçen alleben deresi’nin üstündeki köprüden yürüyerek çakmak mahallesi muhtarlığı’nın yanı başında bulunan çay bahçesine girdim. etrafa şöyle bir bakındım ve yaşları yarım asrın üstünde olduğunu tahmin ettiğim beylerin oturduğu masaya yöneldim. “erkek hamamları hakkında bana bilgi verir misiniz?” deyince bir kahkaha tufanı koptu! buyur edildim ve başladık konuşmaya, sohbete naip hamamı’nın kuruluş söylentisinden başladık. şöyle ki; sonradan zengin olan bir kadın, hamamda herkes gibi muamele görünce dünyaları başına yıkılır. eve dönünce de derdini iki gözü iki çeşme kocasına anlatır. dertli kadının zengin kocası “sen üzülme ben bir hamam yaptırayım, oraya da sadece senin gibi naip (seçkin) insanlar gelsin” der. hamam inşa ettirilir ve naip hamamı olarak anılır.

gaziantepli beyler çok hoş sohbetler, zaman zaman birbirlerine sataşmakta üstlerine yok doğrusu. küçük yaşlarda hatta bebekken hamamla tanışmışlar. kimisi zorla kimisi de keyifle annelerinin eteğine yapışıp hamama gitmiş. yedi yaşlarına kadar annesiyle hamama giden erkek çocuklar hamam girişinde natırın veya gaymenin kontrolünde içeri alınırmış. eğer çocuk görünüşüyle yedi yaşını geçmiş gösteriyorsa anasına “bari babasını da getireydin” diye sitem edilir, bazen de kesinlikle kapıdan içeri alınmazmış. hamamda kadınlar gibi aynı aşamalardan geçerek yıkanan erkekler daha çok sabahın erken ve akşamın geç vakitlerini tercih ederlermiş. erkekleri yıkayan görevlilere de tellak deniliyor. anlatılanlara göre yeme-içme âdetlerinin de kadın hamamlarından hiç bir farkı yok! bütün gün hamamda kalmayacakları için, koltuklarının altına içinde lif ve temiz çamaşırların olduğu bohçayı sıkıştırıp, rahatlamak ve keselenmek için hamamın yolunu tutarlarmış. anlatılanların doğrultusunda sıcağa ve ısıya dayanıklı olan metal gövdeli cümbüş, müzik faslındaki tek fark. haa bir de rakı sevenler hamamın bir köşesine çilingir sofrası kurar, kimseleri rahatsız etmeden eğlenirlermiş. hâli vakti yerinde olanlar tabii ki baş tacıymış. aynı kadınlarda olduğu gibi…

ikram edilen menengiç kahvesini içtikten sonra gaziantepli hoş sohbet beylere teşekkür edip yanlarından ayrıldım. biraz önce çay bahçesinde hamamın giriş kapısının eskiden arka tarafta olduğunu söylemişlerdi. dönüş yolunda naip hamamı’nın arka tarafına geçip şöyle bir baktım. böylece kıymık ve havara taşlarından yapılmış ve günümüzde kimsenin açmadığı bu güzel kapıyı da görmüş oldum.

bir-iki bilgi aktarımından sonra yavaş yavaş son satırlara geliyoruz. eksik olmasınlar konakladığım otelin genel müdürü has antepli faruk erzin ve eşi serap hanım gaziantep hamam kültürünün tuzlu, şekerli, limonlu ve baharatlı gelenekleri konusunda imdadıma yetiştiler… hemen özetleyeyim; nevse (lohusa) hamamı: bebek dünyaya gözünü açtı ve herkes neşe içinde. sıra gelir hem bebek hem de anne için yapılması gereken belli ritüelleri yerine getirmeye. işin bu kısmında kayınvalide kolları sıvar! hamam günü belirlenir, eş-dost ve akrabalara natıra aracılığıyla haber gönderilir. birbirinden lezzetli yemekler ve tatlılar hazırlanır, hamamda misafirlerin kullanacağı bütün malzemeler temin edilir. davetlilere verilecek küçük hediyeler paketlenir. nevse hamamı için aktardan kırk çeşit baharat temin edilir ve hepsi havanda dövülüp toz hâline getirilir. pekmez ilave edilerek bir güzel karıştırılır ve macun-merhem kıvamına getirilip on gün bekletilir. gaziantep’e özgü bu karışıma da nevse emi denilir. nihayet doğumun tam kırkıncı günü hamamda buluşulur. şen-şakrak yenir, içilir, çalıp oynanır. bu arada yeni doğum yapan anne bir güzel yıkanır, önceden hazırlanan nevse emi bütün vücuduna sürülüp bir miktar da kendisine yedirilir. içinde acı baharatlar bulunan bu karışım, hem tende hem de ağızda tahammül sınırlarını zorlayan yakıcı bir etki bırakır. bol bol mevsim meyveleri yedirilerek rahatlatılan anne, aşağı yukarı on dakika sonra da yıkanır. bu karışımın bütün ağrıları aldığına ve damarları açıp anne sütünü çoğaltacağına inanılır.

son olarak tuzlama geleneğinden bahsedelim. nevse hamamına anneyle birlikte getirilen bebek kırk günlüktür. itinayla kısacık bir süre içinde sıcaklıkta yıkanır. dövülüp un haline getirilmiş tuzla tüm vücudu ovulur. bu arada kulak arkasına bir çimdik şeker konulup, ağzına da dövülmüş karanfil unu sürülür. gözlerine limon suyu sıkılır. ardından suyla yıkandıktan sonra havluya sarılıp soğukluğa çıkarılır. anlatılanlara göre büyüdüğünde teni, ağzı kokmasın, vücudunda mantar olmasın, gözleri de pırıl pırıl olup iyi görsün inancıyla bu eziyet bebeğe çektirilirmiş. sanıyorum “tuzlayayım da kokma” deyişi bu âdetten kaynaklanıyor. ne dersiniz, sizi de tuzladılar mı?

gaziantep’te bulunduğum süre içinde asırlar ne kadar yıpratsa da onca soruna ve olumsuzluklara rağmen ayakta kalmayı başaran hamamları dolaştım. bir kısmı hâlâ tercih ediliyor olmakla beraber, kan kaybetmeye devam ediyor. bir kaçının da külhanı çoktan sönmüş, bacası da tütmüyor artık. bu gidişle kültürel zenginliklerimizden olan tarihi hamamlarımız ne yazık ki ilgisizlikten tarih olacaklar!

uzun bir zamandır evlerimizde musluklardan akan sıcak sularımız, hamam tadını vermeyen modern donanımlı banyolarımız var. bir de tembellik çöktü ki üzerimize, iki sokak ötede göbek taşına uzanarak boncuk boncuk ter atıp, güzel hamam geleneklerini yaşayabileceğimiz hamamları görmezden geliyoruz. hep birlikte değerlerimize sahip çıkalım ve onları koruyalım. şimdi size bir soru! en son hamama ne zaman gittiniz?

zaman, atalarımızdan bize miras kalan geleneksel hamam kültürünü yaşayıp yaşatarak gelecek nesillere aktarma zamanıdır… şimdiden sıhhatler olsun!


güzin bakışoğlu'na bu güzel yazısı için teşekkür ederiz

acı zor

yeriyiş yerime

yarım nohut dürümünün para birimi olarak kullanılması

yanı pratikde zaten gullanıyk aslında..

- gaç kæat dey pertohul suyuna?
- 8 kæatmış..
- ney, gaç kæaatt??
- 8 kæat dey 8...
- lan iki buçuk nohut dürümü ediy, geder nohut dürümü yirim onu içeceeme.. hee..

onlayn halfeler

onlayn olan halfelerin isimleri yeen uyumlu ağam..

haardangeliyn
neregedinola
mitokondri
salahiyetli

4 halfe, 69 zeyratcı onlayn..

şoordan şeyle

2 lahmacun yapdırıklar bi de kilis tavası.. arvat tek şorba yapıp goyuk.. eyle iş m'olur? senin evine şordan şeyle yengen geliy yengen.. ayıp da mı deel bacım?


(bkz: şoordan belli)

şoordan belli

pazar günleri fırıncıların nöbetleşe çalışmaları

kaaförler kimi salı günü tatil olsalar daha eyi olur.. ne biliym yoorum..
bazar tam praym taym yanı..
ağşamları saat 8 de televizyon ganallarında belgesel oynaması kimi bişey bu

gaziantep cevre yolu

yeen gözel yol valla.. dayım gullanıym.. heç şehrin içine girmiye gerek galmıy..
ipek yoluynan rafık oldular

hasan kalyoncu üniversitesi

galyoncular esas inşaatçı olduklarından dolayı ünüverste binalarının mimarisi yeen gözel ve işçilee geliteli..

inşaat mühendislee bölümünün de yeen galiteli oldoonu söylüyler..

adnan inanıcı caddesi

ibrahimlideki dikey olarak en geniş ve düz cadde..
acı navar ötee caddeler de beyle olsa..

adnan inanıcı caddesi

  • /
  • 117
  • /
  • 732

gaziantep çiçek


yemeni sepeti


asım mıhcıoğlu


soğan kebabı


söörmeli lahmacun


mezere


natıra


damat hamamı


gelin hamamı


gaziantepte hamam kültürü


acı zor


yeriyiş yerime


şoordan şeyle


adnan inanıcı caddesi


anneler parkı


acı şuna bi sille çek


gurutmalık


baklava


antepte batil inanislar


angalaj


  • /
  • 732

gurutmalık

gurutmalık için alınan balcanın başları atılmaz, balcan başları itinayla dörde pölünür ve mıcırık aşı için gurutulur.

Toplam entry sayısı: 2328

anteplice navigasyon

bazar günü arabıya bindeende: "düvene get" deycin, "bunu mu demeg isdiyn: dülükbaba?"

erken hatırlatma sistemi: bazar günü arabıya bindeende: "eti yanııza aldæaz mı?"

natir

eskiden günler öncesinden hazırlıklar yapılırmış. hamama gidecekler bohçalarını hazırlayıp “natır” denilen hamam çalışanlarına haber gönderirlermiş. varlıklı, bahşişi bol müşteriler daha hoş tutulurmuş. natıra gelir, evlerden bohçaları, kil leğenini, yiyecek sepetlerini alıp hamama getirir, müşterinin isteği doğrultusunda hem soğuklukta hem de sıcaklıkta yerlerini ayırırmış. sıcaklığa yakın yerler daha revaçtaymış. getirdikleri halı veya kilimleri dinlenme yerlerine yayar ve müşterileri gelene kadar kimseleri oraya oturtmazmış. gelen de hiç sıra beklemeden kendisine ayrılan yere yerleşir ve saatlerce hamamın keyfini çıkarırmış.

potansiyel doğalgaz diyalogları

evet antebe 2008(2015'e kadar yolu var) de doğalgaz gelecek diye söyleniyor.
en merak ettiğim şey, antebin bu büyük değişikliğe nasıl tepki göstereceği?

başlayalım bakalım:

(tahmin ediyorum ki kombi sadece misafir gelince açılacak, diğer zamanlarda yine elektirikli ısıtıcılar ya da yine merkezi sistem(!) kullanılacak.)

% firdöys gızım gomboy yag, ağşama mızayan aplang gil gelici.

ya da

% hanifi siz ne aldıız şohben??
# şohben yog artık mamdeli. gombo aldıın kimi, herşey ısıdiy.
% ne biliym ben şohben belleym onu? ney adı bidaa seyle?
# gombo, gombo.
% ne bileg aam.

pazar günleri fırıncıların nöbetleşe çalışmaları

kaaförler kimi salı günü tatil olsalar daha eyi olur.. ne biliym yoorum..
bazar tam praym taym yanı..
ağşamları saat 8 de televizyon ganallarında belgesel oynaması kimi bişey bu

eşkiliufaksözlük ile ilgili istekler

evet sözlük,
yine saati 3 ettik seninle..
yine tüm entrylerini tek tek okuduk, oylarımızı verdik, silinecek entryleri sildik, silinmiş entryleri veritabanından kaldırdık, veritabanı yedeğini aldık, rutin kontrollerini yaptık..
ama bu gece senden bi ricam olacak sözlük, sana şimdiye kadar hiç ayar verici, daha önceki entrylere cevap niteliğinde ya da gereksiz bir entry girmemiştim, acı birazdan yazacaklarımı mazur gör, senden bunu isteym bes... bu arada şunu da söyliym sağa, birazdan yazacaklarımı da kimsiye yazmiym ha, sana yaziym bes, acı beni eyi digne, acı dignedikden soona da birez düşün, haggat yav? eyle mi ola de genni gennine.. saa zahmet baa eziyet

sözlük, heç düşündüng mü ola? bureya günde ortalama 3200** dene zeyratçı geliy, sözlee gayıtlı olmayanlar bile var bundarın içinde.. giriyler yazılanları ohuylar, ediyler.. pekey sağa bişey sorucum? bu girenler hepsi bi mahalleden mi giriy sence? yooog.. pekeyyy aynı ayerde adamlar mı? yog ağam 5 barmaan 5i bir deelkine? pekey sağa esas bomba soruy soruym? bu adamlar neen giriy bu sözlee? işte eyle galırsıng usta.. neen girici? milletin birbirine ayer vermesini, birbirlerine garşı tahammülsüzlüklerini* birbirlerine garşı üstünlük gurma çabalarını, birbirlerinin görüşlerini, yaşlarını, kültürlerini, yetiştirilme biçimlerini küçümsemelerini, birbirlerine fütursuzca hakaret etmelerini, hakaretler yetmeyse gerekirse dööş etmelerini izlemeye geliyler tabiy..
yooog usta yavaş! orda durmalısıng, oğadar adam bura onun için neen girsin? bundarın hepsi zaten televizyonlarda, sağda solda her yerde var?
buraya başga sebep için giriyler bence? abaaaaaaaaaaaav hee yoorum burası eşkiliufaksözlük tama, hani ilk enteynırında
"antep ağzı, antep kültürü ve antep edebiyatının devamı adına, her anteplinin birikimlerini aktarabileceği online lügat. kısaca; "antep" ve "anteplice" "

anteplice şiirler

beyaz ayyuş*

oturdum suyun başına, sabah belli düşünüyp duruym
la neyttimkine arhadaş deyn, ben baa soruym
gercik gercik sırtarıyng ya, işte ona yeen uyuz oluym
daha baa sevmeyng deyn, elime siçmeyn ki yüzüne suvuym

acı tölebli geyin deym, hamonun havucu kimi duruyn
ar namıs kahke bezi, daha navarkine deyn soruyn
makyaşı da çalıncı, haciyvatın çiçek sandıı kimi oluyn
ağzımızı açmeya galmey, hanee ağzımıza suvuyn

acı başga gızlara bagmeyn mı, hanım hatın duruylar
senden bilabar bi yere getsek, iş mi ola deyn soruylar
bacılarım seni gördöö naal, ömmücü görük kimi oluylar
arhadaş acı go da get, hanamıza bog suvuylar

anangdan sen bi önneg, gereksizlik edik duruysooz
acı gitmeng sanhoparha, daha neen deyn soruysooz
lord uşaa kimi geziyseez, carıs malamat oluysooz
merem sıçtæangız yetmey heral, ambelbeter suvuysooz

mitokondri dey ki, aha dayım burdeyk ağam tiken kimi duruyk,
ellaam herkeş uyuy, biz de sıcanhasanınpompasına soruyk
nası oluy usta bu iş beyle?, bu saatte hep bes ikimiz oluyk
sabah ezeni ohunucu birezden, aha ağşamı sabaa suvuyk.


edit: mısraların sonunda "durmak", "sormak", "olmak" ve "sıvamak" fiillerinin anteplice çekimlerini görebilirsiniz *

agneyng mi beni mamed

ilerde çıkarmayı düşündüğümüz dergide, ökkeşnen mamet'in maceralarından oluşan karikatür köşesinin adı.

ökkeşnen mamet, iskeletçi*'de çalışan iki genç halfedir. yeen eyi arhadaşlardır, ökkeş acı ohumayı, amarıhan filimleri izlemeyi yeen seven, çıksorut entelektüeli bi halfedir, düşünür, acı isyankardır, felsefe yapar.. mamet ise yeen hösgüt bi arhadaşımızdır, dingnemeyi yeen sever, az gonuşur.. aslında ökkeşnen mamet'in galegderleri çok benzemeydir, amma birbirlerini yeen seviylerdir, ikisinin de rafıı yogdur, o yüzden aralarında dæva da çıkmeydır, etliye sütlüye garışmazlar, ikisi de yeen çalışgandır.. hep bilabar gezeller, bilabar çalışıllar, bilabar yir, bilabar içeller..

bir kaç karikatür senaryosu örnee:
(fonda ıskanca ile dutturulmuş goltuk iskeletleri duruydur, tommusun sıcaa eyce içlerine işleykdir, sabahdan belli de 4 dene goltuk zımparaleyklerdir, yeeen yoğruluklardır yanı, saat 2 olukdur, daha yemek yemeyklerdir..)

ö: ne düşünüym mamet biliyng mi?
m: .......*
ö: şimdi öküz kimi 4 dürüm nohut dürümü yimek, soona da bok tuloo kimi yere devriliyp, yatiyp uyumak isteym.. agneyng mi beni mamed?
m: .......*

2. senaryo:
(gelen bööök ağaç gövdelerinin uclarını tutgalleylardır, fonda dağ kimi yığılık ağaç gövdeleri vardır, ikisining de canı sıggındır, gaç haftedir haftalıklarını alameyklardır)
ö: cuvara alacak paramız galmadı la mamet, millet borcunu isdeyp duruy, gendimi sahra çölünde yalıız başına su areykan, depesinde gezinen ægbabalara inat hayadda galmeya çalışan biri kimi hissediym..
m: ......*
ö: ne bog yiycik?
m: .......*, veriller zaaar..
ö: vermeyciler mamet, vermeyciiileeeerr, bunu fransız topu değik bedeneen üsdünde gafa dey duran abdırraamanıng şarap çanaaana eyi sok.. agneyng mı beni mamet? beni agneyng mı?
m: ......*...

anteplinin incelmesi

% pardon sıriya geçermisingiz hanfendi?
# ben sıradeydim zaten, az yokarı çıkmam gerekiyordu..
% biz bæyakdan beri burda dingeliyoruz ama..

antebistik aforizmalar

eşkiliufaksözlük halfelerinden antep kokan felsefik aforizmalardır* bundar.

- "yuha adamlar, pafsiyk et kimidirler, gender mærifdeyhan, gohularını taa karadaşıng ordan alabilirséez.."
- "ömür dedeeengiz, yarım gavurmanıng yağının yere damlaması gadar gıssadır, siz size mıhaat olung bes"


*

haci baba su deposu

yeen göresim geldi

gennisine burdan eyi ki doğmuş da sözlöömüzü şengeltmiş demek isteym bes!
benim favori halfelerimdendir..
yazdæa herşey 24 ayer altın kimi aynı..
acı heç getmese

haci baba su deposu

#67506 entrysinde belirttiği gibi,
sözlüğe çok daha farklı şekillerde katkıda bulunmaktadır..
bilmediğimiz, duymadığımız güncel olayları bi bakıma özel haber olarak kendisinden öğreniyoruz.
bunun için teşekkür etmek istedim kendisine..

hem seviyk, hem tahıp ediyk

haci baba su deposu

son zamanlarda sürekli online görüyorum kendisini..
yavaş yavaş singiy haral..
(bkz: sozluun uzerine singmesi)

yeen göresim geldi

gerek açtığı başlıklardan**, gerekse entrylere yazdığı diyaloglardan ne kadar has antepli olduğunu anlayabileceğiniz 2. nesil ammi halfemiz, bundan sonra yeni kiyamızdır..
diyalogları okurken az önce yaşanmış zannedersiniz..
hatta bazı dergilerin arakladığı diyalogları bile vardır bkz: #18174
anteplice bilen yeni nesiller yetiştirme uğraşı içinde olan kiyamıza bkz: #27063
burdan teşekkürlerimizi sunuyk..

heyilli olsun kiya!
Henüz takip ettiği biri yok.