antepte 80lerde ve 90larda ilkokul öğrencisi olmak

sınıfın en güzel kızına aşık olunur, onun yakınında bir sırada oturulmaya can atılırdı.. eşşek yüküne benzer ağırlıkta sırt çantalarımız olurdu.. defterlerin kenarı gıvrışmasın diye ataşla tutturulur, en cancanlı ciltlerle ve etiketlerle süslenirdi.. 1.sınıf falansak öğretmenin dağıttığı fişler olurdu çantanın dibinde, okula gidiyor olmanın ilk yıllardaki şevkiyle gözümüz gibi bakardık onlara.. hatta ben kalemim küçülmesin diye kalemaçkıyı çok nadir kullanır, kalın kalın ve simsiyah yazmayı tercih ederdim.. sınıfça resim çektirilirken öğretmene yakın durmak ömrümüzün ödülü olurdu.. musluklara ağzımızı dayayarak su içer, beslenme dersine genelde kaynamış patates veya yumurta götürürdük.. iki iyi arkadaş, iyi rafık yani kollarını birbirinin omzuna atar, dosta düşmana mesaj verirdi.. sabahları ant içerken hoca beni ant söyletmeye çıkarırsa naparım heyecanını iliklerimizde hisseder, hocanın gözünden kaçmaya çalışırdık..


(bkz: yerli malı haftası)
(bkz: yerli malı haftasına antepli çocukların götürdükleri)
tenefüslerde " amcaa bi simit bi gazoz bi simit bi gazoz" nidaları yükselirdi kantinden. sonra o simit, gazozun üstüne geçirilip keyifle yenilirdi. okul çıkışı eve ne kadar geç gelinse o kadar iyiydi. çünkü yolda yapacak haylazlık sayısı hayli fazlaydı. okul önündeki ekşiciden ekşi alınır, bazen yol üstündeki evlerin zillerine basılıp kaçılır * bakkaldan eti puf, tadelle, sakız gereksiz ne varsa alıp yenilirdi. * bu aktiviteler sonrası beyaz çoraplar yangır kimi olduğundan gabul annesinden söz işitilirdi..çünkü söz işitilecek yerde gezilirdi inatla..
(bkz: söz eşidilecek yerde gezmek)
aaaah aaah bir de " biiiiz biiiiiz arabayııııız önümüze geleneeee çarpaaaarııııız" vardı, gennini araba sanan bir zihniyetin taşıyıcılarıydık o vahıtlar.tabii bu 92-93 eğitim-öğretim yılında piyasaya çıkmış bir singıldı.başlığın adı olan senelerde olmayabilirdi...

"la yooorum bu çocukların gulaaanı çeken birileri yog mu" diyenlere "nafileydi gulak mulak çekmeler" derler bu arabalar.
sınıfın erkekleri temsilen en çalışkanıyla kızları temsilen en çalışkanı birbirlerine yakıştırılırlardı en kibarından o arabalar tarafından.hatta öyleydi ki okumaya ilk geçenin olduğu içinde,kırmızı ve beyaz kurdeleleri kız mı aldıydı yoksa arabalardan biri olan oğlan mı aldıydı hatırlayamadığım bir seremoni olurdu,sonrasında hatırladığım bir sahne var ki türk filmlerine sahne olacak cinsten:
kurdele takılan göğüs üslerine bu kız ve oğlan hafif rüzgara karşı koşarlardı okul bahçesinde,herhalde ön bahçeden arka bahçeye doğru giderlerdi koşmak suretiyle ...

... aslında öz ama üvey taklidi yapan teyzemin kızıyla aynı sınıfta olmam hasebiyle :

-bak gızıma garışırsan gulaaanı çekerim haaa sening!!

şeklinde tehditlere maruz kalışlarım çocuk aklımla "nolıy la" içseslerine neden olurdu bende.fonda elinden tutulup çekiştirilen teyze kızı vardı.
sonuçta antep arvadı bir cahillik sözkonusuydu.
ılkokul yıllarında olanların bitenlerin,takılan ilk ve son kurdelelerin olduğu yıllardı o yıllar...
başlıktaki yıllardan-90 larda 92 lerde olmak suretiyle -birkaç yıl sonraki "ilkokulda olmak" lar ...
walla ben 1985 te döndüm... "gırak" diye bi oyun oynadık hep teneffüslerde. ıstanbul da ateş diyorduk :)
koridorları, bahçeyi temizleyen, düzenleyen abilerin adı halfeydi..
beyaz dantelli çoraplar, kırmızı ayakkabılar, saçın üst kısmının tepeden toplanması ve kurdelayla sabitlenmesi*... kız çocuğu okula sirli sitirli gitmeliydi. öyle olurdu zaten ama dönüşler pek aynı sirli sitirlilikte olmazdı* e kolay mı tenefüste kovalamaca oynanmıştı, acayip bir kur yapma stili olan ilkokul öğrencileri neslindendik, kovalamacada kim kimi kovalarsa o ona aşıktı, e kovalamaca oynamasak ayıptı. derslerde en güzel şeydi ödev defterinin kenarından koparılan küçüücük kağıtlara gereksiz şeyler yazıp birbirine göndermek, hoca görecek okuyacak tüm özel hayatımız(!) ortaya dökülecek diye korkarak. sonra kimin kimin yanına oturacağı hep masum gözlerle ve içerde küçücük bir umutla* merak edilirdi. sınıfa bırakılsa haremlik selamlık olacağından tevhid-i tedrisatın en kararlı temsilcileri öğretmenlerimiz kızla erkek yanyana otursun diye kendileri ayırırlardı bazen***. biz beyni dışgüçler tarafından yıkanıp temizlenip bembeyaz edilen kaçıncı nesildik bilmem ama kaçıncıysak onu çok iyi temsil ediyorduk; power rangerscılık oynayarak okul bahçesinde. ben pembe rangers oluyordum. yerli mali haftasi çok eğlenceli olurdu, hele de antepteyseniz. malhitali kofte yediğimi bile hatırlıyorum. okuldan azad edilişimizin simgesi olan "insanlık" melodisi çaldığında eminim benm gibi bütün çocuklar dışarıdan oh be bitti deselerde içeriden yarın olsa da okula gelsek diyorlardı. çıkışta yapış yapış somur bitmez satan amcalar geliyordu genelde, ne zaman paramı artırmamış olsam kapıdalardı, artırdığımda da gelmiyorlardı. ben de o paraya eski alıyordum =) eve gidiş yolu her çocuğun yaptığı gibi gereksiz yere uzatılıyordu, yok ordan gidelim yok burdan gidelim üst sokaktan gidelim gibi.ve en masum günler geçti gitti o tahta sıraların soğukluğunda, çocukça sevgiler, minicik kalplerdeki heyecanlar kayboldu akreple yelkovanın acımasız darbeleriyle. "örtmeniim, örtmeniim" sesleri yıllık ödev kapaklarındaki süslemeler kadar çabuk uzaklaştı dillerimizden, ant okuyan çocuk heyecanıyla başlanılan 12 yıllık serüvenin anfilerde dünyalı "hoca"ların umarsız dikteleriyle sona ermekten başka seçeneği yoktu.
8. okul kapısının önünde, iki önemli şahıs beklerdi bizi. biri "somur somuz bitmez" satan, şişman ammi, diğeri ise "pamuk şeker" satan, yaşlı, yuvarlak gözlüklü amca....aaah ah ne günlerdi.
soba kenarinda onluk yakmalar hatiramda kalmistir hep...
birde sinifin en guzel kizinin wireless ag kurulup paylasima acilmasi, yani herkes tarafindan uzaktan salak salak kesilmesi ve rafik ortamlarinda o beniki olum!! yok olum o beniki!! diye tartismalara sahne olan cocukluk yillari...
tenefüslerde arkarkaya dizilip trencilik oynardık ve illaki birinin önlüğünün arkasında bulunan kemer kopardı sonra bi ağıt alır giderdi...bide benim zamanımda ay dede bisküvüsi pek meşhurdu tabi leblebi ekşisini unutmamak lasım poşetin ağzını açmadan somura somura onu yemenin tadı bambaşkaydı.okulun yanına gelen büyük su termoslarında satış yapan eskimocu amcaları da burda anmak lazım tabi...
eşki yerdik, somur bitmez yerdik, tenefüste simit, gazoz. sonra boğuşmaca, yaka koparmaca. sabahçı olup kalkamama, öğlenci olup eve karanlıkta gitme. off off.
okulların kapısında bulunan bazı satıcı tipleri;
1. pamuk şekerci: yaşlı yuvarlak gözlüklü sevimli bir amcaydı.
2. eşkici: konik gazete kağıtlarının içine sumaklı,naneli,nohutlu ekşileri koyar satardı adam.
3.somur somur bitmezci: tahta kasanın içinde rengarek macunları,tahtaya dolayıp verirdi.
4. eskimocu: dondurulmuş meyve sularını tahta çubuklara takar satardı adam.
sınıftaki 5-6 kızın toplanarak tenefüslerde kol kola gezmesi
(bkz: önümüze gelenee bin tekmee)
kaloriferli okullarin parmak ile gosterildigi, isinmak icin ogretmenlerin 1 gun oncesinden odun ve komur konusunda bizleri gorevlendirdigi, beslenme cantamizda ev ekmegi goturdugumuz, beslenme yapmak icin 2.ders tenefusunu bekledigimiz,okul donusu kuru naneli salca durumu yedigimiz,siyah onluklerimizi kirletmekten vazgecemedigimiz,haftanin herhangi bir gunu bit konturolunden gecdigimiz,cocuklugumuzu tam yasagidimiz,bir daha asla yasayamacagimiz pilatonik asklarimizin oldugu,buyuyunce ne olacaksin gibi sorularin hergun soruldugu,kirmizi kurdeleleri hayatin anlami olarak nitelendirdigimiz,paramiz oldugunda ders aralarinda okul karsisindaki durumcuden patates tavasi yedigimiz,arkadaslik dostluk kardeslik gibi kavramlari o zamanlara gomdugumuz,simdi ile kiyasladigimizda okumak icin gostermis oldugumuz emeklerin degerini anladigimiz,ogretmenlerimizin gosterdigimiz basarilardan dolayi basimizi oksamasindan duydugumuz gercek mutluluklarin oldugu hayatimizda bir daha asla yasayamayacagimiz nadide zamanlar...
bizim okulun bi dondurmacı vardı. el arabasıyla satardı. biz de dayıya yardım etmek için yokuş yerlerde arabayı yiterdik beraber 20 kişi falan:) dayımda yokuş sonunda bizim avcumuzun içine dondurma koyardı yalaya yalaya eve giderdik... hey gidi günler....
garagabırın yokusundaki atatürk ilkokulunda seksenli yillarin ortasiydi. hayatimin en güzel günleriydi kanimca. zil calinca teneffüsde gazoz kapagiyla top oynardik. bi gac dene halfemiz vardi okula bakan. kantin denilemeyecek kadar kücük bir yerde paramiz olursa tatlimizi alirdik, yada gazoz. okulun bahcesinde fir fir dönerdik o bitmez enerjimizle. okulun önündede cicili bicili, duzluca, sam dadlisi, erik, cagla falan satilirdi. uyanik duzluca satan adam cekilis yaptirirdi kaybeden öderdi. cicili bicili satan yasli garı bazi dilimlerin altina 5 kaat gordu. o dilimi bulan para ödemezdi yada yerine cicili bicili yerdi. hijyen mijyen neyimizeydi ki yav. hey gidi günler hey, kitap gibi gecti gözümün önünden. simdi istesekte, varimizi yogumuzu versekte gelmez o günler.
kiminin beslenme çantasında böök çinko tasta çorba falan da olurdu.
dergi-kitap ve defterleri sufra niyetinde kullanmak ve her birine mutlaka bi kaç salça ve çay izi bırakmak.
-bir de dergiler vardı kitaplara yardımcı kullanılan ve üniteler vardı işle işle bitmezdi
-kırmızı kaplı yardımcı bi matematik kitabı vardı baya bi populerdi(yazarlarını hatırlayamadım)
-teneffüslerin son dakikasına kadar kutu kolaların kutularının preslenmiş haliyle oynanan futbol maçları vardı
-illa ki her yıl hüseyin hüsnü tekışık ın ansiklopedisini aldırırlardı zaten ağır olan çantalar yerinden kalkmazdı
-çantalar sırta asılan değil tek elle taşınan tiptendi.
-tatil kitabımız incecikti ilk 15 günde biterdi
-aşı için gelen hemşireler aynı enjektörle tüm sınıfı aşılardı
- bu arada ilkokulu okuduğum fatih sultan mehmet ılkokulu çöplük ,şehit adem yavuz ortaokulu otopark olmuş *
  • /
  • 3