fedai mehmet


kurtuluş savaşında anadolu’nun güneyin işgal eden fransızlar,antep’i zorla alamayacaklarını anlayınca şehri kuşatma altına aldılar…

artık ne dışarıdaki kentler içeri girebiliyor,ne de içeridekiler dışarı çıkabiliyorlardı…

benim adım mehmet.o zaman bizim ev hıdır çavuş mahallesinde idi.babam fransız norman kıtalarının çıksorut dağını işgali sırasında şehit olan kebapçı sait idi.annem daha evvel ölmüş.dayım,amcam,kardeşim seferberlikten dönmemişlerdi.sonra büsbütün kimsesiz kalmıştım…

uzun mücadelelerden sonra direnişin ileri gelen isimlerinden aslan bey’in himayesinde çalışmaya başladım.

o zaman on iki yaşlarında idim.on üç yaşlarında ismail adında bir de arkadaşım vardı…


şehrin büyük kuşatması o sırada başlamıştı.günlerden beri dışarıdan yiyecek gelmediği gibi,bir haber de alamıyorduk.haberleşme ancak güvercinle yapılıyordu…

tabi bir düşman kurşununa hedef olmazsa…

bir gün şehreküstü cephesindeydik.yanımıza bir haberci geldi…
”hey çocuklar!..ikinizi de aslan bey çağırıyor.”


ismail’le hemen kalktık gittik.aslan bey bizi görünce:
”çocuklar,heyet-i merkeziye’den posta istediler,gidebilir misiniz?..”
”gideriz elbette.”
aslan bey bizi beraberinde alarak heyet-i merkeziye’nin bulunduğu kürkçü hanı’na götürdü..onlara bizden bahsetti.”peki” dediler.haberler hazırlandı,mektup yazıldı,sonra bizi karşılarına alıp tembihte bulundular…

”bak oğlum!...sam köyünde selahaddin adil paşa var.düşman hatlarını arasından görünmeden geçip bu mektubu ona vermelisin…yalnız şunu unutmayın ki,bu mektup düşman eline geçerse şehir çok kötü bir duruma düşer…onun için,yakalanırsanız ne yapın edin mektubu düşmana vermeyin…biz antep’te aç kaldık köye ekmek dilenmeye gidiyoruz dersiniz…”


daha sonra hana geldik.o gece gözümüze uyku girmedi..sabah ezanı okunmadan kumandanlarla siner denilen yere geldik.
”haydi çocuklar!...göreyim sizi,beni mahcup etmeyin..sizi buradan dürbünler gözetleyeceğiz…inşallah muvaffak olursunuz…”
“merak etme sen aslan beyim…”
elini öptük…
önümüzdeki bahçe duvarından aşarak tarlanın içine yattık…oradan sürünerek bağların içine doğru ilerlemeye başladık…on beş dakika sonra bağa girdik…asmaların boyu alçak olduğu için ayağa kalkıp yürüyemiyorduk…


ellerimize,dizlerimize dikenler batıyor,keskin taşlar dizkapaklarımızı yaralıyordu…toz toprak içinde kalmıştık…bir hayli yorulmuş,hem de susamıştık.
ara sıra durup yeri dinliyor,etrafı gözetliyor,sonra yolumuza devam ediyorduk…
nihayet hacı tahir kuyusuna geldik.ben evvelden buraya gelmiştim biliyordum.marş yol şosesi buradan geçerdi…


biz de şoseye çıktık.bir buçuk saat kadar yürüdük.artık izim kuvvetlerin oralarda olması gerekirdi.halbuki kimseler görünmüyordu.kulağımı yere koydum.bu defa karma karışık birtakım sesler duydum demeye kalmadan:
”mehmet bak atlılar!...düşman askerleri üzerimize geliyorlar!...”
başımı kaldırdım ki hakikaten on-on iki düşman süvarisi bize doğru dörtnala geliyordu.bizi görmüşlerdi,kurtuluş ümidi yoktu.hemen aklıma mektup geldi.aceleyle bir asmanın dibine sakladım.yerini belli etmemeliydik.onun için koşmaya başladık.
”çabuk kaçalım ismail!...”
”teslim türko!...”


biz durmadık ama onlar çabuk yetiştiler…birisi atının üzerinden eğilerek tüfeğinin dipçiği ile sırtıma yapıştırdı.ismail’i de durdurmuşlardı…


atlarından inip üzerimize iyice aradılar.bir çok şey sordular.dillerinden anlamadığımız için sadece yok işareti yapıyorduk…
aralarında konuştuktan sonra bizi bir tepeye doğru yürüttüler.gittiğimiz yerde bizim kuvvetlerin olması lazımdı…
oraya yaklaşınca yanıldığımızı anladık.her tarafta düşman askeri vardı.meğerse bizimkiler daha evvel çekilmişler…haberleşme olmadığı için de bunu öğrenememişiz…
bizi kumandanlarının karşısına çıkardılar…
”kimsiniz?..nereye gidiyorsunuz?...”
“bizim anamız babamız yoktur.antep’te aç kaldık; köye çalışmaya,iş bulamazsak da dilenmeye gidiyoruz.bu askerler gelip bizi tuttular…”
”adın ne senin?...”
”mehmet…”


”üzerinizde mektup falan var mıydı?...doğru söylerseniz kurtulursunuz,yoksa kurşuna dizileceksiniz…”
”askerleriniz aradılar: siz de arayın.ne mektup var ne de başka bir şeyden haberimiz…”
ismail de başını sallayarak beni tasdik etti.
”peki öyleyse niçin saklanarak gidiyordunuz?niçin askerlerden kaçtınız?...”
”onlar bizim üzerimize geldiler.hem silahlıydılar; korktuk…”
kumandan birini çağırıp bir şeyler anlattı.o da bir manga askerle bizi alıp siperlerin daha ilerisine götürdü…
bir kayanın altına varınca durduk.askerler,yirmi adım kadar geri gidip tüfeklerini doldurdular.ismail’e baktım sapsarı olmuştu,sesi çıkmıyordu.galiba ben de sararmıştım.




”ismail bizi vuracaklar!salavat getir.”
“neden korkacağım?nasıl olsa er geç bir gün öleceğim.hiç olmazsa vatan için ölürüm” diye geçirdim içimden.
fakat gene de elimde değildi.bütün vücudum titriyordu…
tam sonumuzun geldiğini düşünürken…
askerlerin başındaki subay,adamlarına çok sert emirler verdi…
o da ne!..tüfeklerin indirdiler.galiba vazgeçmişlerdi.o zaman anladım ki bunlar bizi korkutmak istemişler…


dönüp,tekrar esik yere geldik.orada bizi akşama kadar beklettiler…
namaz vakti on iki süvari geldi.ikisi biz arkasına aldı,yola çıktık..
kavaklığa geldiğimiz zaman komutan,ağaçların altında yemek yedi.biz de bir köşede oturduk.bize de yemek verdiler,fakat biz kabul etmedik…
tekrar yola çıkınca bizi atların önünde yaya yürüttüler…


nihayet kolejtepe’ye geldik.orası düşmanların karargahıydı…
bizi dışarıda nöbetçilerin yanında bıraktılar.epey bekledikten sonra birisi gelip çağırdı.bizi komutanın yanına çıkardılar…
yanlarında ermeni bir tercüman vardı.başladılar gene sual sormaya.onlar sordukça ben de bir pot kırmasın diye ismail’e fırsat vermeden cevabını yapıştırıyordum…
”nerelisini?”
”antepli...”
”hangi mahallede oturuyorsunuz?”
”hıdır çavuş mahallesi…”
”nereye gidiyordunuz?”
“antep’te aç kaldık.köye dilenmeye gidiyoruz…”
”peki şehirde aslan bey diye biri varmış.o nerede oturuyor?”
“bilmiyoruz…biz aslan bey’i ne bilelim.”
“peki heyet-i merkeziye nerede toplanıyor?”
“onu da bilmiyoruz…biz,bombardımandan sonra mağaraya taşındık.orada oturuyorduk…”


kumanları ermeni tercümana bir şeyler anlattı ve odadan çıktı gitti.tercüman bize döndü:
”haydi artık serbestsiniz.kumandan,bunlar çocuk,bir şey bilmiyorlar dedi…
”iyi ama biz yolu bilmiyoruz ki.her tarafta sizin askerleriniz var.nereden geçip gidelim?.”
”peki gelin benimle…”
dışarı çıkıp peşine takıldık…
şimdiki lise binasının yanına varınca… (gaziantep lisesi)
”haydi artık buradan doğru aşağı inersiniz.köprüye varınca sağa döner,oradan dere boyunca gidersiniz.”
biraz durakladım.çünkü hava çoktan kararmıştı.fakat düşman içinde de kalamazdık.ismail’e döndüm:
”ismail neydek?”
”sen bilirsin ağam…”
”allah’a sığınıp gitmekten başka çare yok.haydi gidelim.”
kavaklığa doğru inmeye başladık...


mağanoğlu köprüsüne varınca sağa dönüp yola çıktık…
meğer düşmanlar köprünün altında mevzilenmişler…bizim ayak sesimiz duyunca baskına uğradıklarını zannetmişler…
henüz birkaç adım atmıştık ki birden bir bağırtı işittik.hemen arkasından tüfekler patladı.hemen yere kapandık…
ateş yarım saat kadar sürdü.kurşunların sağımdan solumdan geçtiklerini duyuyordum.allah’tan görmeyerek ateş ediyorlardı…
bir ara sol ayağımda bir sıcaklık hissettim..


yokladığım zaman avucumun içi kan doldu.o zaman vurulduğumu anladım…
ismail benden beş altı adım öteye yatmıştı.hiç sesi çıkmıyordu.yoksa vurulmuş muydu?...
yavaşça sürünerek ona bakayım dedim.fakat sürünemedim.çünkü sol ayağımın kemikleri tamamen parçalanmıştı..
yaram da sızlamaya başlamıştı.gerisi hatırlamıyorum,bayılmışım…
gözümü açtığım zaman kendimi yatakta buldum.etrafıma bakınca düşman hastanesinde olduğumu anladım..

o sırada birisi geldi.bozuk bir türkçeyle:
”ayağından vurulmuştun.seni ameliyat ettiler.şimdi bir şeyin kalmadı.iyi olunca sizinkilere göndeririz..”
vücudumda bir sızı vardı.sol ayağımla örtüyü havaya kaldırınca birden çığlık attım.sol ayağımın diz kapağından aşağısı yoktu,kesmişlerdi…
”ayağın kangren olacaktı.kestiler…”
”ahh…”


birden aklıma ismail geldi.acaba ne olmuştu; yalvarır gibi sordum adama.
”ismail vardı…benim arkadaşım…ne oldu ona?”
”o dokuz yerinden vurulmuştu.kurtaramadık…”
hıçkırarak ağlamaya başladım…
hastanede altı gün daha yattım.düşmanlar bizimkilere “ismail ile mehmet’i esir ettik.bizim de sizde esirimiz var,değişelim” demişler.fakat o zamana kadar zavallı ismail şehit olmuştu.ayağım iyileşince kozanlı cehpesi’ne getirdiler.bizimkiler de bana karşılık mağarabaşı cephesinde esir aldıkları bir düşman çavuşu ile askerini geri verdiler…

denizli escort bursa escort izmir escort dudullu escort mersin escort mecidiyeköy escort gaziantep escort