durumden dokulen nohut tanelerini agzimiza atalim mi

vaktıyla, bidene masim gız çocuu, besleme niyetine bi zengin ailenin yanına verilmiş.. iş güç örgensin hayatı gurtulsun deyi..
bi gün, sufra bezini açmışlar * yimek yiylermiş.. köv ekmee var sofrada.. yimek yenmiş.. bitmiş.. gız çocuu dökülen ekmekleri işaret barnaanın ucunu ıslada ıslada yerden alıy, ağzına götürüymüş.. evin hanımı yeen şecaatlenmiş:

- beee' kele.. o ne hal eyle.. aç mı goyuk seni de ekmek denelerini yiyn tavık cücüü kimi..!!

deyi gızdıından * , * , * sufra bezinin ucundan duttuuu kimi çekiştirmiş.. maksat gıza eziyet olsun..

o çeker çekmez, gurban oldoumun hikmeti işde, galan ekmek denelerinin aleyı birer inci denesi olmuş yuvallanmış evin hanımın ayaanın ucuna dorgu........

gıssadan hisse:

nimetin naadderinin kimin yanında naadder gıymatı olduunu bilmeyen nancasını da bulamaz.. dökülen ekmek de olsa, nohut da olsa eğilir toplarım aa'aam.. acı kimse beni ayıplar neym diye dertlenmenin luzumatı yokturdur. de geet heerif.. ayiplayan ayibindan ıstıfıl olsun......
æğam zaten antepli dürümü eyle bir dürüm eder ki, içinden deel nohut danesi, duz danesi bile düşemez.
atalım tabii.
öyle atalım ki tam gendi olalım atarken. (bkz: #44546)
içinden dökülen habbenin, döküldüğü yere bağlı...
"dürümden dökülen nohutları ağzımıza atalım, lütfen atmayanları da uyaralım."

sloganından yürütülebilir bir procenin, esin kaynağı olan enteynır.. * * *