secaat abdullah

antebin kabadayılarından bi adam. hakiyelerini anlata anlata bitiremezler.
dedem olur kendileri...


"secaat abdullah ağa" 18 yaşında iken antep'in kurtuluş mücadelesine katıldı. fransız işgal güçlerine karşı özdemir bey komutasında, semt reisleri kumandanı "ıncezade hüseyin efendi" kuvvetlerine katılarak üstün başarılar elde etti. bir antep harbi mücahidi olan abdullah ağa yiğit ve gözüpek kişiliğinin yanında mütevazi ve tok gönüllü bir insan olduğu içindir ki, savaştan sonra kendisine layık görülen ıstiklal harbi madalyasını ve harp malülü maaşını reddetmiştir. "secaat abdullah ağa" fakirlerin ve güçsüzlerin dostu, iş bitiren, içinde yaşadığı toplumun dertleriyle ilgilenen, insanlara yardımı bir vazife sayan yapısıyla, tam bir toplum doktorudur. 1938 yılında suburcu'nda şimdiki şehir pasajı'nın olduğu yerde bir ekmek fırını işlettiği, birinci sınıf halis undan imal ettiği ekmeğin ününün günümüze kadar geldiği biliniyor. bir diğer tarihi gerçeklik ise, 1942 yılında kıtlık başladığında imal ettiği ekmekleri fakir halka bedava dağıtmasıdır. yaşamı boyunca yeniliklere açık ve ilerici düşünceleriyle bir dava adamı olan "secaat abdullah ağa" kılık kıyafet kanunu'na da ilk intibak edenlerdendir. takım elbiseli, fötr şapkalı ve sürekli boyalı olan ayakkabılarına toz düşmemiş biri olarak giyiminde ve kuşamında da topluma önderlik ettiği kuşaktan kuşağa anlatılır. daha sonra maraş beylerinden olan kadim dostu "kadıoğlu ahmet bey'in" ısrarıyla maraş'a yerleşerek bir süre çiftçilikle uğraştığı, aynı zamanda maraş milletvekili olan kadıoğlu ahmet bey'in 26 kasım 1959'da bir trafik kazası sonucu vefatından sonra tekrar gaziantep'e döndüğü bilinmektedir. merhum ş. mehmet sakioğlu'nun "gaziantep'in ünlü simaları" adlı kitabından bir bölümü yazıma aktarıyorum. "suriye ermenileri ile düşmanlıkların devam ettiği yıllardı. abdullah ağa bir gün evde yatarken, ekmekçi dükkanında çalışan çıraklardan birisi gelip, fırında misafirlerinin olduğunu ve kendisini beklediklerini söylüyor. abdullah ağa yanına çok sevdiği kayını hacı mahmut özboya'yı da alarak fırına geliyor. bir de bakıyorlar ki, gelenler evrili cuma, kemmunlu çara hökkeş, azez'li çara mustafa, kardeşi şıho ve oğlu ısmet dükkandadırlar. meğer bu heyet suriye'de iken "bize fedailik ünvanı verilir düşüncesi ile" bir fransız mahfelini basmışlar, 3-4 fransız subayını öldürmüşler. bir de fransız paşasının yatağına ateş etmişler, meğer yatak boşmuş. bunlar da suriye'den kaçarak gelip "abdullah ağa"'ya sığınmışlar. secaatli abdullah ağa bu yiğitleri o yokluk ve kıtlık yıllarında tam iki sene besledi.

http://www.gaziantep27.net/digeryazilar.php?id=620&yazarid=2

http://www.gaziantep27.net/digeryazilar.php?id=617&yazarid=2
secaad abdullah'ın çete kıyafetleriyle çekilmiş resmi ile bizim thesecaat usdanın resmi arasında benzerliği görünce çok şaşırdım...
bi iki hakiyesini yazıym hele:

1930'larda secaatlenip birini öldürmüştür* ve konya'ya cezaevine gönderilmiştir. cezaevinde de "antep'ten şık geliyor" diye bi söylenti çıkar. manyağın teki, bana muska yaz diye secaat abdullah'a dadanır. "la go da get" filan dese de herif vazgeçmez. eni sonu secaat abdullah arap harfleriyle* herife muska yazar: "bir muska yazdım itime, tutarsa da s..ime tutmazsa da s..ime". adam çok sevinir, allah razı olsun der ve muskayı sevinçle takar*.

bi gün kar yağmıştır ve yokuştan* aşşaa inmektedir. birden ayağı kayar ve düşer. işte o saat bi refleksle hemen ayağa kalkar, tabancasını çıkarır ve gülenin avradını s..erim diye bağırır, kimse bişey diyemez.
hakiyesi o günden buğüne ağnadılan bir yiğit adam.
has ve marhamatlı bi antepli.