hikmet baba

dedem mustafa yıldırımdemir'den öğrenebildiğim kadarı ile, aslen antepli olmayan ancak, uzun yıllar yaptığı askerlik mesleğinde en son hicaz demiryolu'nun yapımında da çalıştıktan sonra antep'e gelmiş ve antep'te kalmış renkli olduğu kadar da görmüş geçirmiş bir insan. bazı günlerde evlere giderek başından geçen olayları anlatır, çocukları sihirbazlık gösterileriyle eğlendirirmiş. geceleri uyursa başına kötü şeyler geleceğinden korktuğu için hep yanında taşıdığı ufak mangalını yüzüne yakın tutarak şehirde dolaşırmış.
ölmeye yakın iken yazdığı, dedemin söylediğine göre mezar taşında da yazan bir şiiri var, hemen paylaşayım*:
geldi seyyad-ı ecel
çengel bana atmaktadır.
hazır ol deyip bana,
şimşeğini çakmaktadır.
ya ılahi hikmetinle,
bir deva kıl hikmet'e!
ehl-i fen aciz kalıp;
mahsun bana bakmaktadır.
geldi seyyad-ı ecel
çengel bana atmaktadır.
hazır ol deyip bana,
şimşeğini çakmaktadır.
ya ılahi hikmetinle,
bir deva kıl hikmet'e!
ehl-i fen aciz kalıp;
mahsun bana bakmaktadır

evrendeki tek devasız dert olan ölüme karşı çaresizlik ancak bu kadar gözel ifade edilir. allah mekanını cennet eylesin hikmet baba...
sene 1981... 17 yaşımın toyluğunda yazdıım benzer mısralar:

gören gözün görmez olur
büyük yolculuk başlayınca
cümle dostun aciz kalır
büyük yolculuk başlayınca

gülmek ağlamak üstte artık
bir taş olur sana yastık
beklersin kıyameti yatık
büyük yolculuk başlayınca