al bayrağın gölgesinde antep müdafası

antep müdafaasını konu alan; senaryosu apallomamed halfe tarafından yazılan, gaziantep din görevlilerince sahnelenen 3 perdelik tiyatro...
al bayrağın gölgesinde
(1.perde)

imam :evet, asırların al yeleli aslanını sonunda hasta adama çevirdiler… bir yandan ingilizi, bir yandan moskofu bir yandan fransızı leş kargaları gibi her biri bir yandan tırtıklayarak al yeleli aslanın sırtını yere serdiler.

karaca gazi :nice koçyiğidimizi, balkanlarda, nice arslan parçamızı trablusgarpda, nice canımızı yemen çöllerinde, nice ana kuzumuzu çanakkale de, nice civanmerdimizi sarıkamış ta, verdik verdik verdik doymadılar… kana doymadı zalimler, canavarlar

türkmen aşık :şimdi de arslana yuvasını, ana kucağını dahi çok görüyorlar…

hatip dede :bizi ana kucağımızda, anadolu’muz da boğmak için geliyorlar

imam :ne garip; bin bir türlü hilelerle yere serdikleri arslanı öldürüp, sırtlanlar misali aralarında taksim etmenin adını barış anlaşması koymuşlar.

türkmen aşık :hocam bunun neresi barış anlaşması… bu düpedüz işgal, bu mazlum milletin boynuna istendiğinde geçirilecek yağlı bir urgan… bu düpedüz al yeleli arslanın idamı.

gazeteyi okuyarak, şu maddelerin acımasızlığına, haksızlığına bir bakar mısınız?

1-çanakkale ve karadeniz boğazları güvenlik içinde ve serbest olarak geçişe açılacak; boğazlardaki istihkamlar müttefik kuvvetler tarafından işgal edilecektir.

hatip dede :250.000 şehidin kanı bahasına savunduğumuz çanakkale’ yi teslim mi edeceğiz yani vay vay vay,

türkmen aşık :2-itilaf kuvvetlerine mensup harp esirleri ile ermeni esirler ve mahkumlar istanbul da toplanacak, kayıtsız şartsız itilaf devletlerine teslim olunacaktır.

karaca gazi :aman ne yazık, adamların nazlı bebekleri, eli kanlı maşaları sorgusuz sualsiz teslim edilecekmiş; vay vay vay

türkmen aşık:3-:osmanlı harp esirleri itilaf devletleri yanında muhafaza edilecektir.

imam :yani, mehmedime, ahmedime, hüseynime yine esaret yine esaret

türkmen aşık:dostlar hele bir 7. madde var ki evlere şenlik, idam fermanının daniskası, okuyorum.

7-:müttefikler emniyetlerini tehdit edecek bir noktayı işgal hakkına sahiptirler.

hatip dede :yani, anadolunun bozkırlarında koyun güden çoban memmedimin elindeki çoban değneği ingiliz lordlarının, fransız mösyösünün, moskof yoldaşının güvenliğini tehdit ediyor diyecekler, bahane mi yok gavura ondan sonra gelsin işgal, gelsin zulüm gelsin gözyaşı.



karaca gazi :şuradaki teslimiyete, her türlü istismara açık hükme bakar mısın üstadım! müttefikler emniyetlerini tehdit edecek bir noktayı işgal hakkına sahiptirler.

imam :evet karaca gazi, maalesef bu zulüm anlaşması her yönüyle hile, her yönüyle tuzak… 11 ay önce ingilizler bu anlaşmanın müttefikler emniyetlerini tehdit edecek bir noktayı işgal hakkına sahiptirler, maddesine dayanarak kışı geçirmek, hayvanlarına yem sağlamak bahanesiyle antebimi, memleketlerin gelinini işgal etmişlerdi.

türkmen aşık :bahaneye bak hizaya gel, hayvanlarına yem sağlamak hah hah hay, sevsinler sizin hayvan yeminizi. lordların kraliyet topraklarında otlak köküne kıran mı girmiş.

hatip dede :hayvanlarını nasılda yemlediler ya. bütün silahlarımıza, evimizdeki ekmek bıçaklarına varıncaya dek el koyup, dükkanlarımıza tezgahlarımıza zorla kilit vurdurdular, günlerce iş yerlerimizi açamadık, memleket ahalisi açılıkla karşı karşıya kaldı. allah’ım ne kara günlere kaldık.

karaca gazi :evet öyle oldu maalesef; hürriyetimize el koydular, günlerce kendi sokaklarımıza çıkamaz olduk.

imam :şimdi de babalarının mirasını devreder gibi, antebi fransızlara devretmişler.

türkmen aşık :bu defada fransız gavuru mu otlatacakmış hayvanlarını… vah memleketim vah antep’im.

imam :yahu dostlar ben ingiliz zaliminin, fransız gavurunun düşmanlığını bir noktaya kadar anlayabiliyorum, hele onların kuyruk acısı varda, şu bizim milleti sadıkanın hainliğini bir türlü anlayamıyorum. asırlardır beraber yaşadığımız, aynı sokakları arşınladığımız, dinlerine, dillerine, gelenek ve göreneklerine saygı duyduğumuz ermenilerin; ingilizleri alkışlarla tezahuratlarla karşılamalarını, ingilizlere yaltaklanmalarını anlayamadım.

karaca gazi :al benden de o kadar, komşumuz bildiğimiz, ermenilerin ellerinde ingiliz bayraklarıyla onlara alkış tutmaları, inanın ingilizlerin zalimliklerinden daha fazla kahretti beni.

türkmen aşık:oysa en kazançlı ticarethaneler onların idi bu memlekette. kendimizden farklı görmemiştik onları. komşu diyorduk, hemşehri diyorduk. en sadık müşterileri bizdik çoğu kez. hanelerine misafirliğe gelen müslüman komşusuna hürmeten evlerinde seccade bulunduranları bile vardı içlerinde.

hatip dede :meclisi mebusan da mebusları, kabinede nazırları vardı, şairlerinin şiirleri, müzisyenlerinin tınıları gönlümüze yabancı değildi. milleti sadıka diyorduk onlara.. oysa şimdi, anadolu’ya kast eden her zalimle birlik olup, zulme ortak oluyorlar. rus işgalinde ruslarla birlik oldular, zulmettiler, kars’ta, van da, muş ta, erzurum da kadın-erkek, yaşlı-çocuk demeden katliam yaptılar.

karaca gazi :nice insanımız evini, toprağını, malını-mülkünü bırakıp yollara düştü. kimi göç yollarında öldü, kimi gurbette açlığa, yoksulluğa sefalete mahkûm oldu. nice ocaklar söndü, analar yavrularını, kardeşler birbirlerini kaybetti. göç edemeyenleri de akıl almaz işkencelerle katletti hain sürüleri.

türkmen aşık :kardeşler, hiç uzağa gitmeğe gerek yok aslında, hemen yanı başımızdan; maraş tan, urfa dan, çukurova dan cana, mala, namusa kast eden hınçak, taşnak ermeni çetelerinin vahşet haberleri her gün kulaklarımızı tırmalayıp, durmuyor mu? dün ingilizlerin uşaklığını yapmaktan çekinmeyen ermeniler, şimdide yeni işgalcilerimiz fransızlara büyük bir zevkle yardım ve yataklık yapıyorlar.. işin en acı yanı da burası aslında… içten vurulmak.

imam :dostlar, fransızlar ister tek gelsinler, ister ermenilerle, isterse bütün cihanla işbirliği yapsınlar, onlar da geldikleri gibi gidecekler. nasıl ingiliz’e baş eğmediysek, fransız’a da baş eğmeyeceğiz. allah’ın izniyle kanımızın son damlasına kadar karşı koyup, dünyayı onlara zindan edeceğiz.

hatip dede :hocam doğru söylüyorsun güzel söylüyorsun da, neyle hangi güçle karşı koyacağız. elimizdeki bütün silahlarımızı ekmek bıçaklarına varıncaya dek ingiliz gavuru topladı biliyorsun.

türkmen aşık :evet ne yazık ki ingiliz gavurunun bir yıl boyunca yapmadığı zulüm, denemediği işkence kalmadı, yeni bir zulüm ve işkence sağnağına bilmem dayanabilir miyiz? ölüm kusan makinalılar, 155 lik obüsler, tanklar, hatta uçak filosuna kadar varmış fransız gavurunun. bizim neyimiz var hocam, ne ile karşı koyacağız onlara?

karaca gazi :öyle ya ard arda gelen harpler yüzünden her şeyimiz harap oldu. hocam, çanakkale'de bomba yağmuruyla hallaç pamuğuna çevrilen nice ana kuzularının şahidi sensin; yemen çöllerinde mezar bile nasip olmayan nice koç yiğidin şahidi benim. hangi cepheden cennet bahçelerine kanat çırptığını dahi bilmediğimiz bıyığı terlememiş nice civanmerdin şahidiyse yüce allah. her haneden kurbanlar verdik aziz vatanımız, dinimiz, al bayrağımız için, kim kaldı ki savaşacak, göğsünü düşmana siper edecek hocam kim, kim, kim?

imam :ne yani, şimdi düşman çokluğunu, silah üstünlüğünü bahane ederek gözlerimizde fer, bedenimizde can varken vatanımızı, dinimizi, al bayrağımızı fransız gavurunun pis ellerine teslim mi edeceğiz?
eğer zaferi çoklukta arıyorsanız, size hatırlatmak isterim ki; tarih nice az toplulukların kendilerinden sayıca üstün nice topluluklara karşı elde ettiği zaferlere şahitlik etmektedir. bedir’i getiriniz gözleriniz önüne; ebû cehil'in kumandasındaki kâfirler, 100 atlı, 700 develi, geri kalanı yaya 950 kişiydi. ve çoğu da zırhlıydı ve ağır silahlarla donatılmışlardı. peygamber efendimizin komutasındaki müminler ise 3 atlı, 70 develi 313 yiğit idiler. biliyorsunuz; bedir akşamında çöl rüzgarları inanan ve sabreden müminlerin zafer muştularını fısıldıyordu kulaklara.
ceddimiz alparslan malazgrit te 50.000 mücahid ile, 250.000 kişilik bizans ordusunu mağlup etmişti. biliniz ki yerlerin ve göklerin orduları allah’ındır. ve şunu da unutmayınız ki; nemrud’un saltanatını yerle bir eden küçücük topal bir sivrisinekti. kardeşlerim allah’ın rahmetinden ve yardımından ümidinizi kesmeyiniz ümitvâr olunuz.

hatip dede :evet haklısınız hocam, hiçbir mazeretin ardına sığınmadan taş taş, müdafaa etmeliyiz vatanın her karış toprağını. kanımızın en son damlasıyla sulanmadan bu topraklar, teslim olmak yok fransız gavuruna! hem korkmak kaçmak, göçmek, nereye kadar ve nereye? vakit; topumuz tüfengimiz yoksa kazma, kürek, balta, orak ne bulursak elimize alıp; kadını erkeğiyle, kızı kızanıyla, düşman karşısına dikilme vaktidir.

türkmen aşık :evet vakit; yüce mevla’nın “ey iman edenler, düşmanlarınıza karşı tedbirinizi alın da top yekün onlarla savaşa çıkın.” emrini kuşanmak vaktidir.

karaca gazi :ve vakit ceddimiz alparslan gibi ya rabbi! seni kendime vekil yapıyor; azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. ey rabbim; niyetim halistir; bana yardım et; sözlerimde hilaf varsa beni kahret! niyazında bulunma vaktidir.

imam :kardeşlerim! antep her ferdiyle, top yekün ayakta. biliyorsunuz, ingiliz işgali başlar başlamaz, anteplileri ezdirmemek, haklarımızı korumak gayesiyle; cemiyeti islamiye kurulmuştu. şimdi de mustafa kemal paşa’nın işaretiyle müdafaa-i hukuk cemiyeti”nin antep şubesi kurulmuş bulunuyor. antep semt semt, köy köy direniş için teşkilatlanıyor. herkes kendi silahını temin edecek. kısacası her antepli; mustafa kemal paşa’nın ya istiklal! ya ölüm! parolasını ferman bilip fransız gavurunun karşısına arslanlar gibi dikilecek.

türkmen aşık :yani hepimiz karınca kararınca varımızı, yoğumuzu ortaya koyup, kuşanacağız silahlarımızı, fransız gavurunun alnının çatına çatına boşaltacağız kurşunları, sokak sokak, ev ev savunacağız antebi. çünkü onlar ancak bu dilden anlar.

hatip dede :madem ki, dinimiz hak, kitabımız hak, peygamberimiz hak, mevla’mız hak öyleyse hak bildiğimiz bu yolda sarsılmaz bir imanla karşı koyacağız düşmana. zira; bir yerde kargalar ötmeye başlayınca bülbüller susar. bülbüller diyarında kargaların ötmesine alsa müsaade etmeyeceğiz!

imam :şu inkar edilemez bir gerçektir ki, hürriyetini vatanını kaybedenin; şahsiyeti, namusu, haysiyeti, inancı tehlikeye düşer. milletimin vatanımın şerefi, haysiyeti, istiklâli tehlikeye düşmüşken bu gözlere uyku, bu bedene istirahat haramdır. biz türkler için vatan anadır, yardır, diyardır. ne anamızın, yarimizin, ne de vatanımızın harimi ismetini düşman çizmelerine çiğnetmeyeceğiz.

rüzgar halil :elmalaaaaaaaar, elmalaaaar, batmanı üç kuruşa elmalaaaaaaar.

(rüzgar halil, sırtında elma küfesi, elinde seyyar bir terazi ile içeri girer)

rüzgar halil :selamun aleyküm!

sahnedekiler :aleykümselaaaaam!

rüzgar halil :hocam sipariş ettiğin elmaları getirdim.

imam :hay sağ olasın rüzgar halil, teşekkürler. maşallah demek bizim elmaları kazasız belasız getirdin ha hay allah senden razı olsun.

rüzgar halil :buyrun hocamın kesesinden elmalar, hocam çok cömerttir, buyrun buyrun elmalar.(hocaya ve misafirlere küfedeki elmalara dağıtır)

herkes :teşekkürler…

rüzgar halil :hocam elmaları halep ten getirmek epeyce zor oldu amma sonun da şükürler olsun getirebildim. (küfe nin altına doğru elini uzatarak) hocam elmalarda elma haaa… (küfe nin dibinden bir silah çıkararak hocaya uzatır) şu elmanın asaletine bakar mısın ışıl ışıl ediyor?

imam :hay allah senden razı olsun halil’im, gerçekten elmalarda elmaymış haa… bu elmalar fransızın boğazına boğazına çakılacak inşallah

rüzgar halil :hocam şurası bir gerçek ki, paran tam manasıyla helalmiş. helal kazanç imiş ki her kuruşu; vatan müdafaasına nasip oldu.

imam :evet halilim, her kuruşu helaldir elhamdulillah sana halep’ten silah getirmen için verdiğim paranın. zira; rahmetli babamın her karışını alın teriyle imar ettiği, en verimli tarlasını satmıştım 200 altına. ve kuruşuna dokunmadan, vatan müdafası için silah satın alasın diye sana vermiştim. öylesine helal ki o para; cennetleri satın alacak inşaallah… öylesine helal ki; ilahi kelamın “allah ve resulü'ne iman edip, mallarınız ve canlarınızla allah yolunda cihad ederseniz. bu, sizin için daha hayırlıdır; müjdesine muhatap kılar bizi elhamdulillah.

hatip dede :hocam, silah satın alıp vatan müdafaası için fedayı can eden mücahidlerimize versek, bizde bu müjdeye nail olabilir miyiz?

imam :elbette hatip dedem; bu uğurda büyük küçük her katkı cennet ve cemalullaha müştak olma yolunda kazançtır herkes için… bu müjdeye nail olabilmek aşkına nice canlar, nice mallar sebil edildi allah yolunda tarih boyu… hz ebu bekir bu müjde için bütün servetini son kuruşuna kadar ortaya koymuş, çoluk çocuğuna ne bıraktın denildiğinde; allah ve resulünü bıraktım yetmez mi demişti… keşke bizlerde onlar gibi bütün varımız yoğumuzu; şu aziz vatanda ezan susmasın, al bayrak göğümüzden inmesin, namuslar düşman çizmesi altında payimal edilmesin gayesiyle feda edebilsek.

türkmen aşık :hocam bizim de çorbada tuzumuz olsa. yastık altında, kirli çıkınlarda ne varsa getirsek, bizim içinde halep’ten silah getirtebilir miyiz?

imam :bunu bu işin ustası rüzgar halilimize sormak gerek. ne dersin halil’im halep’e bir elma seferi daha tertip edebilir misin?

rüzgar halil :ne demek hocam, lafı mı olur. sizin istediğiniz elma olsun. bu iş bizim işimiz ne çeşit elma derseniz rüzgar halil ondan toplar getiririz evvel allah halep’ten …

hatip dede :hocam o zaman hiç vakit kaybetmeden gidip sandık diplerinde, yastık altlarında ne var yok sıyırıp getirelim de bizim içinde elma getirsin …..

imam :oldu hatip dedem vatan müdafasında sizinde katkınız olsun.

türkmen aşık :varıp ben de gideyim, kirli çıkında, kesede ne varsa toplayıp getireyim, şu elmalardan biz de nasiplenelim.

imam :hadi bakalım türkmenoğlu senin alışverişinde bereketli olsun hadi bakalım.

rüzgar halil :bu millette, bu vatana böylesine bir sevda olduktan sonra, aziz vatanın semalarından ne ezan diner, bayrak iner…. bütün cihan düşman olsa, geldiği gibi gider inşaallah.

imam :geldikleri gibi gidecekler inşallah halilim. bir millet ki her bir ferdi vatanını kendine leyla edinmiş. vatanına ölesiye aşık, ölesiye sevdalı… her uzvunu bir yerde bıraksa da vatan için gam değil onun uğruna. işte o millet esaret nedir bilmez tarih boyunca.

karaca gazi :evet hocam, her parçamız dünyanın bir köşesinde kalmış olsa da mallarımız canlarımız feda olsun. hakkımız helal olsun bu aziz vatana.
gençliğimin baharında, çiçeği burnunda bir evliyken askere alındım. ve doğru yemen cephesine gönderildim. yemen’de “ester suvari alayı”na verdiler beni ve üç şey zimmetlediler bize; bunları ölüm pahasına koruyacaksınız dediler. öncelikle; alaya da adını veren esterleri yani katırları koruyacaktık. ikincisi; katırlara yüklü olan mitralyöz ve mermileri, üçüncüsü de; sırtımızda taşıdığımız mavzerleri. bunları canımız pahasına koruma emri verildi bize. zira, arkadan gelecek ne binek ve ne de silah vardı.
her gün bir ölçek arpa tahsisatımız vardı. bu; hem bizim, hem de katırlarımızın günlük gıdasıydı. arpayı biz yesek katır aç kalır, yürüyemezdi. katır yese biz aç kalır, yürüyemezdik.
sonunda, onun da çaresini bulmuştuk. arpayı önce katıra yediriyor, sonra da katırların pislemelerini bekliyorduk. zira katır bütün arpayı hazmetmiyor, bir kısmını dışkı içinde tane olarak dışarı atıyordu. bizde katırların pislediğini görünce hemen dışkıyı alıyor, güneşte kurutup, içindeki arpa tanelerini toplayarak, öğütüp un haline getiriyor böylece o günkü “tayınımızı temin etmiş oluyorduk. işte bu zor şartlar altında vatan diyor, bekliyor sabrediyorduk.
göz alabildiğine uzanan yemen çölleri nice arkadaşımı, genç fidanımı yuttu. onların da hevesleri, arzu¬ları vardı. baba ocağına, ana kucağına dönmek hepsinin en büyük hayaliydi. fakat, kimisi düşman kurşunu, kimisi vahşi bedevilerin hançeri, kimisi de çöl sırtlanlarının saldırısıyla yemen çöllerinde kaldı.
bizim gibi dünyada yiyecek ekmeği, içecek suyu henüz tükenmemiş olanlarda işte böyle bir kolunu yemen çöllerinde bırakmış olarak memleketine dönmüş oldu.
kolum, bedenimin bir parçası yemen de kalsa da, bu defa gözümü şehadete diktim. bedenim çiğnense de, vatanımı düşman çizmelerine çiğnetmeyeceğim ….. hoca!

imam :ne yalan söyleyeyim karaca gazi, bu defa ben de gözümü şehadete diktim. çanakkale’ye ehli salibin haçlı sürüleri yığılmış, islam’ın son kalesini zaptetme hevesindeymiş denilince; ağabeylerim ve ben, dört kardeş gönüllü yazılıp çanakkale’ye gittik… allah’ım o ne amansız düşmandı ve karşısında ne muhteşem bir müdafaa vardı. hücum emrini alan mehmetciğin her biri bir arslan kesiliyor, yayından fırlayan ok misali “allah allah!” nidalarıyla düşman üzerine hücum ediyordu. gül bahçesine girercesine bomba sağnağı altında; dillerinde allah allah sadalarıyla, tekbir sesleriyle düşman üzerine yürüyordu.
hele edincikli bir mehmedimiz vardı ki, onun şehadet tablosunu ömrüm boyunca unutmayacağım. bir top mermisi edinciklinin kolunu parçalamış, kolu sanki kan kazanının içerisine batırılmış da çıkarılmıştı. edincikli buna aldırış etmiyordu. bacaklarıyla tüfeğinin üstüne basmış, sağlam eliyle süngüsünü takmış, o haliyle önüne geleni deviriyordu.

bir ara geriye döndü ve komutanımız saip beye yalvarırcasına:

"komutanım ne olur şu kolumu kes!" dedi.

edincik’linin sallanan kolunu gören komutanımız donup kalmıştı. .edincik’li kararlı bir ses tonuyla:
komutanım, allah aşkına, allah rızası için kes şu kolumu! deyince, komutanımız kasaturasıyla edinciklinin sallanan kolunu kesti. edincikli büyük bir metanetle sağlam koluyla, kesik kolunu fırlatıp attı. yıldırım gibi tekrar düşmanın arasına daldı. o gün edincikli o haliyle bir çok düşmanı bertaraf etti. ve kan kaybına dayanamadı, toprağa düştü.

bir ara ötelerden gelen bir sesin “ey yiğitlerim, allah aşkına vurun” diye seslendiğini duyunca; ruhunu teslim etmek üzere olan edincikli daha durulur mu diyerek yerinden doğruldu, ön saflara koştu, sağa sola bakındı, ötelerden gelen sesin sahibini arıyordu. “o’na bir zarar gelirse dünyayı başınıza zindan ederim” diyerek arslanlar gibi kükrüyordu.
ve son sözü; ey allah’ım, kolum da, canım da senin. kalbim katılaşıp yollar da sarpa varınca; ümidimi affına merdiven yaptım. günahlarım gözüm de büyüdükçe büyüdü ama, onu alıp affının yanına koyunca, affını tasavvurlar üstü buldum. affına sığındım, ne olur bu günahkar kulunu affet! olmuştu.
işte böyle, çanakkale de 253.000 can, içlerinde üç abim canlarım ciğerlerim şehadete ererek cennetlere kanat çırptı da, bize şehadet nasip olmadı karaca gazi, senin dediğin gibi demek ki dünya da daha yiyecek ekmeğimiz, içecek suyumuz tükenmemiş.

türkmen aşık :işte hocam bu benim yastık altında biriktirdiğim servetim, vatan için, namus için bayrak için feda olsun, bunlar da bizim hatunun takıları,

imam :allah razı olsun… allah gazanızı mübarek kılsın türkmenoğlu. bunlar her kuruşuyla mermi olup, fransız gavurunun alnına alına çakılacak inşallah.

hatip dede :hocam, bunlar benim bir ömür çilenin her türlüsüyle yığdığım sandık dibi varlığım, her zerresiyle vatanıma helal olsun. bunlar da torunum zeynep’in çehiz bohçasından bu cennet vatana hediye..

imam :gazanız mübarek olsun, hayrınız makbul olsun hatip dedem. bu tertemiz hislerle vatan müdafasına feda ettiğiniz mallar düşmanın önüne aşılmaz sedler oluşturacak inşallah.


işaretlerle konuşarak içeri giren

hamido :işaretlerle selam verir,

sahnedekiler :ve aleykümselam hamido

hamido işaretlerle vatan müdafası için verecek parası olmadığını anlatır, ayakkabısını çıkarıp, vatan müdafası için verir.

karaca gazi : allahım allahım sana şükürler olsun, bu millette bu coşku, bu vatanperverlik var oldukça; senin sancağın ebediyen bu toprakların nakışı, süsü olacak şükürler, sana şükürler sana..

küçük ali :selamun aleyküm ağalar!


imam :gel bakalım küçük alicik. söyle bakalım sen ne istiyorsun

küçük ali :duydum ki vatanımıza saldıran düşmana karşı silah alınsın, mermi alınsın diye seferberlik ilan edilmiş. bunlar benim harçlığım, ben de düşmanın alnına alnına sıkılacak mermi alınsın diye harçlığımı veriyorum.

karaca gazi :ama aliciğim bu beş kuruşa ne silah eder ne de mermi.

küçük ali :öyle söyleme karaca dayı, yağmurda bir damladır ama, birleşince sel olur, dere olur, ırmak olmaz mı?

karaca gazi :valla aliciğim bu söz üstüne ne söylenebilir ki? söyleyene değil, söyletene bak demekten başka.

hatip dede :evet evladım, aliciğim bu damlalar; yağmur olacak, sel olacak, dere olacak nihayet hakkın ummanı olup, küfür milletini boğacak inşallah.

imam :işte millet bu, işte türk milleti bu; vatan deyince akan sulara gem vurur, bayrak deyince uçan kuşlarla yarışır, namus denince yediden yetmişe her biri bir şahin olup, düşman üstüne pervaz vurur, ezan denince burnunun direği sızlar. allah’ım sen bu milleti yolunda kaim eyle! allah’ım sen namuslarımızı düşman çizmelerine çiğnetme, allah’ım sen kartallar yuvası vatanımızı düşman tasallutundan muhafaza eyle. bize acı, bize merhamet eyle. sen bizim mevlamızsın, kafirler topluluğuna karşı bize yardım eyle.. yardım eyle,,, yardım eyle.. (duygulanır, ağlamaya başlar)

hatip dede :hocam, metin olunuz! onlar masa başında hesaplar yapadursunlar, haritalar üzerinde paylaşadursunlar anadolu’mu. onların hesapları, tuzakları varsa alemlerin rabbı’nın da bir hesabı yok mudur? o allah ki; hakimler hakimi değil midir? o allah ki; tuzak kuranların tuzaklarını başlarına geçirenlerin en hayırlısı değil midir? madem ki bu millet o’na olan imanıyla; silahı yoksa da göğsünü ehli salibin önüne sur eylemiş. o’da bu milletten yardımını, nusretini esirgemeyecektir ve zalimler geldikleri gibi gideceklerdir inşaallah. biz ona inanıyor, ona güveniyoruz ve ondan yardım dileniyoruz.

imam :evet hatip dedem, o’na inanıyor, o’na güveniyor ve o’ndan yardım dileniyoruz. ve iman ediyoruz ki, o; yolunda yürüyen ayakları takatsiz bırakmaz, o’na yönelen elleri boş çevirmez, huzurunda secdeye kapananları zelil etmez, o’na inanan ve güvenenlerin eli olur, ayağı olur onları düşman eline bırakmaz.

rüzgar halil :dostlar, madem ki bu millet; yedisinden yetmişine, çoluğuyla çocuğuyla, kızı kızanıyla, codarı sağlamıyla topyekun; o’na, kitabına, amenna demiş, yoluna her şeyini feda etmektedir. sahipsizlerin yeğane sahibi olan yüce yaratıcı zalimlere karşı bu milleti elbette sahipsiz bırakmayacaktır.

imam :evet dostlar; yol hak, dava hak; bu milleti sahipsiz bırakmayacaktır elbette cenab-ı hak diyelim; ibrahim hakkı erzuruminin dizeleriyle teselli bulalım. ne diyordu ibrahim hakkı türkmenoğlu:

türkmen aşık :hak şerleri hayr eyler
zannetme ki gayr eyler
arif onu seyr eyler
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler
sen hakk’a tevekkül kıl
teslim ol da rahat bul
her işine razı ol
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler
hallak-ı rahim odur
rezzak-ı kerim odur
fa’al-ı hakim odur
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler
vallahi güzel eyler
billahi güzel eyler
tallahi güzel eyler
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler

imam :evet;
sen hakk’a tevekkül kıl
teslim ol da rahat bul
her işine razı ol
mevlâ görelim neyler
neylerse güzel eyler

imam :hakka teslim olalım, rahat bulalım. zira hakk’a teslim olan, asla düşmana teslim olmaz. bu millet hakk’a teslim olalı beri esaret nedir bilmemiş, asla boynuna kölelik halkası geçirilememiştir. şimdi de hakk’a teslimiz elhamdullilah ve düşmana ne kendimizi, ne de vatanımızı asla teslim etmeyeceğiz inşaallah.

tüm oyuncular:inşallah

hatip dede :hocam, heyeti merkeziyenin kararıyla şehir semt semt teşkilatlanacak, her bölük kendi silahını temin edip düşmanla çarpışacak diyorsunuz. bölük bölük olacağımıza, düşmanın karşısına hep birlikte dikilsek daha iyi netice alınamaz mı?

imam :hatip dedem, peygamber efendimiz harp hiledir buyurur. senin dediğin şekliyle savaşa bilecek bir ordumuz ve gücümüz yok. bu durumda en iyi yol; vur kaçlarla düşmanı yıldırıp canından bezdirmek, onu her an tedirgin ederek, sindirmektir.

hatip dede :yani çete harbi yapacağız.

imam :evet düşman kiminle savaştığını bilemeyecek, kurşunun ne zaman nereden geldiğini anlayamayacak.

rüzgar halil :dayan fransız gavuru şimşek olup çakacak, yıldırım olup çarpacağız necis bedenlerinizi.

türkmen aşık :sizi gidi zalimler güruhu, dünyanın kaç bucak olduğunu anlayacaksınız ama, bu tecrübe size çok pahalıya mal olacak .

imam :görüyor musun karaca gazi? bu millet ne kadar yunus yürekliyse, o kadar da yavuz bileklidir.

karaca gazi :evet hocam, milletçe yunus yürekliyizdir. düşmanın kem nazarı vatanımıza dikildiğindeyse; yediden yetmişe yavuz bilekli olup düşman başı biçmesini de iyi biliriz vesselam.

imam :evet dostlar! vakit; yunus yüreğimizin yanına yavuz bileğimizi de kuşanma vaktidir. işte ben fransız gavurunun pis çizmeleri antep’den atılıncaya kadar cübbemi sıyırıyor, silahımı kuşanıyorum. ve “vurun antepliler gün namus günüdür, vurun antepliler gün vatan günüdür” diyorum. gazamız mübarek olsun!

tüm oyuncular:gazamız mübarek olsun!!!

ey kahpe fransız! çık karşımıza! yunus yürekli, yavuz bilekli türkler geliyor!!!
ey kahpe fransız! çık karşımıza! yunus yürekli, yavuz bilekli antepliler geliyor!!!




al bayrağın gölgesinde
(2.perde)

(fransız yüzbaşı burnundan solurcasına karargahında bir o yana bir bu yana gidip gelmektedir)

yüzbaşı :şu komikliğe, şu pervasızlığa görüyor musunuz? bizim fransız asilzadesi kumandanlarımız andrea ve abadi, merhamet buyuruyor ültimatom yayınlıyor,

“1 -şehri kayıtsız şartsız iki saate kadar teslim ediniz. (bu teslim şartını kabulünüzü kale üzerine beyaz bir bayrak çekerek ilan edeceksiniz)

2 -iki saat sonra tüm hükümet memurları ve memleketin ileri gelenleri bağlılıklarını bildirmek üzere derhal fransız karargahına gelecektir.

3 -memlekete ne kadar silahlı kuvvet varsa silahlarıyla beraber teslim olacaktır.

4 -antep halkı fransızlara isyan ettiğinden dolayı ceza olmak üzere bir buçuk milyon altın lira savaş tazminatı verecektir.

5 -bu para tedarik edilinceye kadar tüm eşraf ve tüccarlar hapsedilecektir.” buyuruyorlar, şu çapulcuların verdiği cevabın küstahlığına bir bakar mısınız?

fransız işgal kumandanlığına

silahına sarılan antep halkı, sizden izzetsizce af talebinde bulunmaktansa siperler altında kalarak ölmeyi kendisine büyük ve mukaddes bir vazife bilir.

sizin bayrağınızın gölgesi altına girecek ne bir antepli, ne de bir türk olduğunu düşünemiyoruz. antepli ya şerefiyle ölmeyi, ya da vatanını kurtarmayı kendisine gaye edinmiştir. bundan ötürü antep’te tek bir türk kaldıkça ve memlekette taş üstünde taş kaldığı sürece fransız askeri bir şehre giremeyecektir.

kuva-yı milliye kumandanı
özdemir bey


yüzbaşı :komutanlarımız andrea ve abadı büyük fransa ordusu karşısındaki bu küstahlığın en ağır şekilde cezalandırılmasını emrettiler. antep halkı bu cüretinin bedelini dört bir yandan top yağmuru altında gebererek ödeyecek buyurdular. topçularımıza gün doğdu, antebi harabeye çevirme, anteplileri toptan öbür tarafa gönderme şerefi onların olacak.

sabah ezanı okunmaktadır.

yüzbaşı :önce şu kara sesi susturmamız gerek. evet evet bu kara ses susturulup, yerine çan sesleri her yanı sarmadıkça bize rahat yoktur. haydi, haydi topçular hedef kara ses.

bombardıman başlar…. top ve makineli tüfek sesleri duyulur.

çavuş :bu vakitte uyuyanları şu 155 lik obüslerde uyandıramazsa dünya da hiçbir şey uyandıramaz. onları top sesleriyle uyandırmak amma da zevkli olacak. kulaklarının pası bir silinecek pir silinecek. haa. ha ha hay.

(müthiş bir patlama sesi duyulur, ezan sesi kesilir.)

ermeni artin :tam isabet, tam isabet komitan bey senelerdir kulağımı tırmalayan kara sesi sonunda siz susturdunuz. bravo komitan bey, bravvoooo, bravvo.

çavuş :bizim topçuda amma atıcıymış haa, tek atışta kara sesin kulesini yerle bir etti. hah hah hay.

yüzbaşı :bizim obüslerin, makineli tüfenklerin önünde kim durabildi ki, şu küçücük türk kasabası antep durabilsin. hah hah hay

ermeni artin :kimse dayanamaz komitan kimse. ölümüne susayan varsa bilmem. bu kudretli fransız ordusunun önünde kimse duramaz.

yüzbaşı :çavuuuuuş!

çavuş :buyrun komutanım!

yüzbaşı :haydi çabuk olun! zaman kaybına tahammülümüz yok. şu önümüzdeki küçücük engeli de bir an önce kaldıralım. anadoluyu da büyük fransa imparatorluğunun bir eyaleti yapacağız. esaslı bir temizlik yapın. önünüze kim gelirse gelsin acımayın. bebe kadın, ihtiyar çocuk demeyin. temizleyin muhammedi türkleri .
hatta kedilerini, köpeklerini bütün hayvanlarını da temizlikten mahrum etmeyin. onları hatırlatan en küçük bir iz dahi kalmasın. hoş kalsa da bizi yargılayacak, bizden hesap soracak kim var ki? hasta adamın istanbul daki, pardon pardon pardon kostantinopol deki son kalıntısı hükümet mi?

çavuş :ne hasta adamı komutanım. ortada ne hasta ne sağlam adam kalmadı ki bizden hesap sorabilsin.

ermeni artin :dostum çavuş henry doğru söylüyor. öyle ya bir yandan siz, bir yandan rus ve ingiliz dostlarımız, bir yandan da sadık müttefikiniz biz ermeniler lime lime ettik hasta adamı. ortada adam madam kalmadı komitan bey. korkmayın efendim, sizin karşınızda kimse duramaz.hem siz haksızlık yapmıyorsunuz ki, yüzyıllardır hristiyan kardeşlerinize yapılan zulümlerin, haksızlıkların hesabını soruyorsunuz.

yüzbaşı :hay aklınla bin yaşayasın dostum artin, biz yüzlerce yıldır bu topraklarda size kölelik yaptıran türklerden hesap sormaya, intikamınızı almaya geldik değil mi ya? ne kadar doğru bir tespit, ne kadar doğru bir tespit. çok yaşa, çok yaşa! isa seni korusun artin, tanrı seni korusun!

ermeni artin :iltifat buyuruyorsunuz, teşekkür ederim.

çavuş :artinciğim, aslında siz iltifatın mükafatın çok daha fazlasını hak ediyorsunuz. binlerce km uzaktan geldiğimiz, bilmediğimiz tanımadığımız bu yerlerde bize yabancılık çektirmiyorsunuz. hem bize rehberlik ediyor, hem bizi en iyi şekilde ağırlıyorsunuz. hem de en önemlisi türkleri içerden vuruyor işimizi kolaylaştırıyorsunuz. aslında siz ermeniler fransa devletine yaptığınız bu hizmetlerle biz fransızların en büyük nişanı lejyon denörü fazlasıyla hak ediyorsunuz. senin şahsında tüm ermenilerine şükranlarımızı sunuyoruz.

ermeni artin :iltifatlarınzla beni mahcup ediyorsunuz efendim.

yüzbaşı :evet beyler, şimdi vazife başına! çavuş!!!!

çavuş :buyrun komutanım!

yüzbaşı :bombardıman desteğinde sürek avına devam. artinin klavuzluğunda şehrin altını üstüne getirecek, taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayacaksınız.

çavuş :emredersiniz komutanım!

yüzbaşı :bugün kafam iyi, şöyle bir kaç kişinin yolculuğunu ertele. karargaha getir, onları adil mahkememizde bir güzel yargılayalım, ondan sonra yolcu ederiz. böyle uzaktan uzağa bombalarla temizlikten pek tat alamıyorum. şöyle biraz işkence etmezsen, kan görmezsen, canhıraş çığlıklar kulağımı tırmalamazsa tat vermiyor be birader.

çavuş :emredersiniz komutanım.

komutan ayaklarını masanın üzerine uzatıp, zuladaki şarap şişesinden keyifle yudumlamaya başlar.

yüzbaşı :nerede kaldılar bunlar ya, büyük fransayı kurma yolunda her yerde bu kadar uğraşırsak işimiz var.

(kapı vurulur)

yüzbaşı :giiiiiiiiiiiiir!

çavuş :içeriye girip, selam verir.

yüzbaşı :nerde kaldınız be adam. bunca top tüfekle desteğinde bu kadar beklersek…. neyse, ne yaptınız?

çavuş :temizlik tamam komutanım. sağ olsun artinin sayesinde nokta operasyonlar yaptık. emirlerinizi aynen uyguladık.

yüzbaşı :yargılayacak kimse bulamadınız mı?

çavuş :bulmaz olur muyuz komutanım, birkaç tane av yakaladık ki sormayın gitsin?

yüzbaşı :şamata bol olacak desene?

çavuş :esirleri tek tek mi getirelim, birlikte mi?

yüzbaşı :birlikte getirin, birlikte getirin ki birbirine şahit olsunlar.

çavuş :emredersiniz komutanım!

(kapı vurulur içeriye itilip kakılarak esirler getirilir)

yüzbaşı :dizin şunları çabuk. bunlar günde beş dizilmeye alışmıştır, fazla zorluk çekmezler.

çavuş :(dipçik darbeleri ile vurarak) dizilin şuraya çabuk çabuk!!!

artin :hadi acele edin muhammediler, ne kadar acele ederseniz muhammedinize o kadar çabuk kavuşursunuz.

asker :haydi haydi sallanmayın.

yüzbaşı :evvvvvvvveeet şöyle bir yoklama yapalım bakalım kimlerle müşerref oluyoruz. (esirlerin önünde onları süzerek dolaşır) çavuuuş,

çavuş :buyrun komutanım.

yüzbaşı :şu benim hayat iksirini getiriver de misafirlerimize ikram edelim.

çavuş :(masanın arkasından bir şarap şişesi getirir) buyrun komutanım.

yüzbaşı :şimdi yıllanmış şarabımızdan bu türk dostlarımıza ikram etmezsek, bu fransızlarda pek cimriymiş canım demezler mi?

artin :haklisiniz komitan bey, yıllanmış fransız şarabından türk komşilerimde tatsın isterim.

yüzbaşı :şu sakallıdan başlayalım ikrama, elleri bağlıysa biz yardım edelim (zorla şarabı içirmeye çalışır)

karaca gazi :(dişlerini kenetler yüzünü çevirir içmemek için direnir) alçaklar zalimler

çavuş :sakin ol sakallı sakin ol, ikram geri çevrilir mi?

karaca gazi :şeytanın arkadaşlarından da ancak böyle bir ikram beklenirdi, aşağılık köpekler, cennet vatanımı bu pisliklerle kirletemeyeceksiniz, defolup gideceksiniz.

yüzbaşı :gitmek mi, bu nasıl misafirperverlik, biz buraya ebedi kalmaya geldik, sen 3-5 günde hemen usanıp bıkmışsın, oldu mu ya şimdi oldu mu?

karaca gazi :size anadolu değil olsa olsa ancak cehennem ebedi yurd olur.

yüzbaşı :ya artinciğim bunların biri ikisi değil anlaşılan hepsi zırdeli hepsi küstah. hepsi ölüme meydan okuyorlar. hayret hayret.

çavuş :sahi dostum artin, kilis yolunda köprünün üstüne dikilip bize kafa tutan o delinin adı neydi. fransızlar cesedimi çiğnemeden antebe giremez diye bağırta bağırta süngülerimizle delik deşik etmiştik hani, neydi o küstahın adı,

artin :sahin efendim sahin. mustafa kemal göndermiş onu da git, memleketine sahip çık diye,

yüzbaşı :amma da sahip çıktı haa, adam elindeki bir çakar almazla koca fransız ordusunu durduracak. akıla bak hizaya gel, ya bunların hepsi zır deli diyorum zırdeli.

hatip dede :evet yüzbaşı şahinim direndi, çakar almazı, yumruğuyla. o antepliye söz vermişti düşman cesedimi çiğnemeden antebe giremez diye. biz de söz namustur, can pahasına da olsa sözümüz sözdür bizim. o’da canı pahasına sözünde durdu. ve onun mukaddes kanı belki orda sizi durduramadı. ama bizim size olan kinimizi artırdı. vatan aşkımızı şahlandırdı. bizde onun ruhaniyetine söz veriyor, şahinim rahat uyu, düşmanı antepden temizleyeceğiz diyoruz. şunu da iyi bilin ki şahinimde biz de;vatanımızın, al bayrağımızın, namusumuzun karasevdalısı, delisi zırdelisiyiz.

karaca gazi :sizin idraklerinizin akıllarınızın alamayacağı kadar imanımızın, inancımızın iflah olmaz delisi zırdelisiyiz hepimiz.

çavuş :size konuşun dendi mi ulan. size konuşma hakkı verildi mi? erken öten horozların başlarının koparılacağı öğretilmedi mi size? (esirler üzerine çullanır tartaklarlar)

yüzbaşı :tamam çocuklar tamam sakin olun. az sonra erken öten horozların başı bir daha hiç konuşamayacak şekilde koparılacak sakin olun sakin. kim bu dili uzun, bu hemşehrini tanıyor musun artinciğim?

artin :tabi komitan bey çok iyi tanıyorum oni, bu benim komşim karaca,

karaca gazi :siz bizi çok iyi tanırsınız, fakat biz sizi hiç tanıyamamışız. zehrinizi içinizde sabırla taşımışsınız asırlarca, şimdi de kusuyorsunuz. kus bütün zehrini artin efendi kus. biz sizi sadık dost olarak biliyorduk, meğer siz; azılı bir hain imişsiniz yazık, yazık,

artin :o’nun şimdi böyle küstah hırçın oluşuna bakmayın. aslında çok merhametlidir. muhammedi türkler bir yana, bizim ermeni fakirlere de çok yardımda bulundurdu ahmak. öylesine ahmak ki; taa yemen de sekiz yıl askerlik yaptı, ömür çürüttü. vatan borcu, namus borcu diyerek, deli bunlar deli.

karaca gazi :evet artin efendi! ben vatanımın, namusumun, imanımın iflah olmaz delisiyim ve bununla da iftihar ederim. fakat asla ahmak değilim. zira dindaşım olmasa da fakire düşküne yardım etmek ahmaklık değil, bilakis insanlığın zirvesidir.

aşık :artin efendi sizin gibi yediği kaba pisleyen, düşman önünde kuyruk sallayan bir fino olmaktansa, vatanını korumak uğrunda lime lime edilmiş bir arslan olmayı yeğleriz hepimiz.

yüzbaşı :artinciğim sen bunların sataşmasına aldırma, az sonra bunları şeref bildikleri ölümlerle öbür tarafa göndereceğiz. ve onları temizleme görevini de sana vereceğim. sen şimdiden temizlik şeklini düşün kafanda… ister tek kurşunla, ister makineliyle, ister parça parça doğrayarak, ister boğarak, ister süngüyle delik deşik ederek, istersen yakarak; ölümlerden ölüm beğen değerli komşuların, hemşehrilerin için.

çavuş :gelsin de kurtarsın sizi muhammediniz, şahininiz bizim gazabımızdan ha ha ha hay. gelsin de kurtarsın. ha ha hay

yüzbaşı :çavuş adil mahkememiz burada sona erdi.

çavuş :efendim şayet bir soran olursa suçları ne diyeceğiz?

yüzbaşı :yavrum suçları taaa ezelden belli zaten.

artin :neymiş efendim suçları?

yüzbaşı :bunu bilemeyecek ne var evladım, bunların suçu;
din olarak islam’ı,
peygamber olarak muhammedi,
rab olarak allah’ı seçmek… bundan daha büyük suç var mı dünyada?

esirler :elhamdulillah müslümanız!!!

çavuş :peki efendim ya cezaları?

yüzbaşı :çavuş uyuma! ceza tespitini dostumuz artin’e ihale ettik ya.

çavuş :pardon efendim.

yüzbaşı :yalnız! infaz için uygun bir yer bulun, muhammedilerin kanlarıyla karargahım kirlenmesin!

çavuş :emredersiniz komutanım.

artin :komitanim infazlarını dün gece harabeye çevirdiğimiz camilerinde gerçekleştirelim. nasıl olsa öldüklerinde camiye gelmeleri gerek, bu da onlara komşuları artinden bir kıyak olsun.

yüzbaşı :iyi fikir artinciğim.

esirler :din olarak islam’a
peygamber olarak muhammed’e
rab olarak allah’a razı olmak; suçların değil, şereflerin en büyüğüdür.

















(bombalarla harabeye dönmüş bir mekan, ön planda minaresi yıkılmış bir cami ve bitişiğinde harabeye dönmüş gönderinde türk bayrağı çekili okul. önde artin, fransız yüzbaşı, arada esirler çavuş ve askerin dipçik darbeleri ile itile kakıla sahneye girerler.)

artin :komitan bey, infaz için seçtiğim yer işte burası nasıl efendim beğendiniz mi?

yüzbaşı :muhteşem, fransız kudretini bundan daha iyi ifade edecek bir manzara olamaz. en son icadımız silahlarla, top mermileriyle yanmış yıkılmış bir türk kasabası. hah ha hay, kara sesin kulesi yerle bir, bunun yerine muhteşem bir çan kulesi dikeriz artık.

karaca gazi :kokuşmuş medeniyetinize de bundan başkası yakışmazdı zaten; yakmak yıkmak, kan, göz yaşı, işkence.

hatip dede :evet karaca gazi’m bunların bildiği tek şey var zulüm… insanlık dışı ne varsa yapmaktan hayvani bir zevk alıyorlar bu zalimler.

yüzbaşı :asırlarca kendi çöplüğümüzde biz avrupalılara posta koyan barbar türklerden intikam almaktan, onların bedenlerini, yuvalarını, camilerini yere serilmiş olarak görmekten
daha büyük bir zevk olamaaaaaaaaaz! olamaaaaaaaaz!

şuraya harikulade manzaraya bak! yanmış yıkılmış bir türk yurdu. yuvaları başlarına geçirilmiş, bir kedi gibi sindirilmiş türkler. ey ulu tanrım ne büyük bir zevk! ne büyük bir zevk! ey ulu peder, ey ulu mesih isa teşekkürler, teşekkürler size… şükürler olsun size ki, artık bu yerlerde hilalin ışıltıları görülmeyecek, hilal ebediyen tarihin karanlıklarına gömülecek, her yer haçlarla donanacak. (istavroz çıkarır) şükürler olsun size, şükürle… (gönderdeki türk bayrağını görünce büyük bir şaşkınlıkla durakalır) çavuuuuuş!!! çavuuuuuuş!!

çavuş :buyrun komutanım.

yüzbaşı :(türk bayrağını göstererek, hışımla) bu neee, bu neeee!!! biz hilalin ışıltıları bir daha görülmeyecek, hilal ebediyyen tarihin karanlıklarına gömüldü diye sevinç çığlıkları atıyoruz. bu bayrak neden hala burada neden! neden indirmediniz bunu neden!!

çavuş :af edersiniz efendim dalgınlığa gelmiştir her halde. hemen indirelim.

yüzbaşı :şunlara bak ya, özürleri kabahatlerinden büyük, çabuk indir şunu çabuk!!! göz zevkimi bozuyor. indir ve yerine şanlı fransız bayrağını çek.

çavuş :emredersiniz komutanım!

artin :efendim affınıza sığınarak, bir istekte bulunabilir miyim?

yüzbaşı :söyle artin!

artin :bu bayrağın altında zulüm gören, onu gördükçe için için kahrolan hep biz olduk. müsaade etseniz de ben indirsem onu gönderden.

karaca gazi :vay alçak, vay hain demek hep zulüm gördünüz, için için kahroldunuz haaa, vay nankör hain vay, yazıklar olsun sana. allah sizi kahrıyla perişan etsin, kininizle geberin, kahrolun alçaklar.

hatip dede :indiremeyeceksiniz al bayrağımızı gökten, onun ışıltısını ebediyen karartama-
yacaksınız. siz kararacaksınız, ağababalarınız kahrolacak, fakat albayrak ebediyen ışıl ışıl ışıldayacak bu göklerde, ebediyen!

yüzbaşı :öyle bir kararttık ki albayrağınızı; artık bir daha ne burada ne başka yerde dalgalanamayacak. çavuuuuş ne duruyorsun? şu küstahların dersini kurşunlardan önce sen bir versene evladım.

(çavuş, artin ve asker esirleri tartaklamaya başlarlar.)

yüzbaşı :neyse, neyse kendinizi fazla yormayın. beyinlerini kurşunlarla paramparça ettiğimizde daha iyi anlarlar fransız gücünü.

çavuş :haklısınız komutanım, bu madein frans kurşunlar anlatır onlara dünyanın kaç bucak olduğunu.

yüzbaşı :dostum artin, haydi indir şunu da; daha fazla bekletmeyelim şu türkleri, çok özledikleri muhammedlerine kavuşturalım onları.

artin :sağ olun efendim sağ olun, bu ikramınızı ömrüm boyunca unutmayacağım!

(artin bayrağa doğru yönelirken karaca gazi ve hatip dede ona engel olmaya çalışırlar, çavuş ve asker onları dipçiklerle tartaklarlar)

artin :gel bakalım aşağıya. (diyerek bayrağa uzanır yetişemez, etrafına bakınır üzerine çıkabilecek bir şey aramaktadır.)

yüzbaşı :çavuş!

çavuş :buyrun komutanım!

yüzbaşı :fransız çıkarlarına hizmet etmeye çalışan dostumuz artin’ e yardımcı olsanıza evladım.

çavuş :emredersiniz komutanım!

(çavuş askere yönelerek)

çavuş :asker!

asker :buyrun komutanım!

çavuş :yardım et bakalım (der, silahlarını yere bırakarak artini bayrağı indirmek üzere havaya kaldırırlar)

artin :(bir yandan bayrağa uzanırken) gel bakalım aşağıya! isa mesih’e şükürler olsun ki; senin devrin bitti, yıldızın battı, ışığın söndü artık!

(hoca ve çeteleri ellerinde silahlarıyla baskın yaparlar arkası dönük komutanı sessizce etkisiz hale getirirken)

imam :artiiiiiiiiiiiiiin! çek o pis ellerini al bayrağımın üzerinden çeeeeeeeeek! o’ki şanlı türk bayrağıdır. o’ öyle bir bayraktır ki rengini şehitler, ay yıldızını gökler vermiştir. o’nun yıldızını batırmaya, ışığını söndürmeye ne senin gibi kuklaların, ne de ağababalarının gücü yeter. o’na uzanan ellerin kırılacağını daha öğrenemedin mi? hain!
ve sen komutan; bizim al bayrağı canımızdan kanımızdan aziz bildiğimizi, onu canlarımız pahasına göklerden indirtmeyeceğimizi, şu aziz vatan toprağını sizin pis çizmelerinize çiğnetmeyeceğimizi öğretmediler mi sana?

karaca gazi :ey zalim komutan şunu iyi biliniz ki! şu gök kubbe başımıza çökse, şu dağlar üzerimize yürüse, şu güneş tepemize inse bu aziz vatanın semalarından ne al bayrağı indirtiriz, ne de ezanı muhammedi’ yi dindirtiriz.

hatip dede :sana gelince artin efendi benim sözüm de sanadır; siz de bizim gibi bu topraklarda doğdunuz, büyüdünüz, tahsil gördünüz hayat sürdünüz. ne ermeni’siniz diye aşağılandınız, ne hristiyan’sınız diye eziyet gördünüz. yüz yıllarca birlikte yaşadık, birlikte yedik, içtik, ağladık, güldük.
sonra bunlar geldiler çelik devlerle; asırlardır alın terimizle imar ettiğimiz yer altı, yer üstü servetlerimizi sömürmek için, işgallerle geldiler, kan ve göz yaşı getirdiler. ve siz bunların sureta gücüne aldanıp, ne çabuk sattınız asırlık komşularınızı, ne çabuk… yazık, yazık çok yazık!!!

imam :hayıflanma hatip dedem, bilirsin bazı bünyelere temiz hava pek gelmez, çarpar. bizim memleketin temiz havası da çarptı onları galiba. bırakalım onları da dünyanın dört bir yanındaki kardeşleriyle değişik hava teneffüs etsinler. sanırım biraz tebdili hava onlara iyi gelir.

karaca gazi :hocam yine tam yerinde laf ettin. dediğin gibi, hem onları hem de fransızları çarptı bizim memleketin temiz havası.

imam :öyle evet karaca gazi’m öyle; al bayrağın gölgesi buuuuu! öyle herkesi barındırmaz gölgesinde.

tüm kainat şahittir ki;
hak tanımazlar,
zalimler, ve hainler
al bayrağın gölgesinde ebediyyen yer bulamazlar!!!

1. perde http://www.youtube.com/watch?v=zmd74l0gyza
2. perde http://www.youtube.com/watch?v=s0lpg9dwbeq
3. perde http://www.youtube.com/watch?v=ijlpeybxilc